Seninde EMEKÇİ günün kutlu olsun, ismimden dolayı beni kadın sanıp telegramdan bana yürüyen herif :D Gördüğünüz gibi HOCAM HOCAM diyor :D
Keşke kandırsaydım dedim sonradan salak gibi direkt erkeğim bilader dedim :D
İnsanların çiftleşme öncesi flörtlerini izlemek inanılmaz derecede sıkıcıdır. En azından hayvanlar âleminde arada sırada parlak tüylerin ışıltısını ya da çarpıcı bir şiddet gösterisini izlersiniz. Saç savurmalara ve sahte sataşmalara pek rastlanmaz.
Bazı kitaplar hikâyesini anlatır, bazıları ise hikâyesini fısıldar. Altı Harfli Bir Tatlı ikincilerden. Okurken bir olaylar zincirine değil, bir hafızanın içinde yürüyorsun sanki. Bir çocuğun zihninden sızan geçmiş, kırık dökük anılar, sesler ve duygular… Her şey biraz bulanık ama fazlasıyla gerçek. Meltem’in Selime Teyze’ye gelişi, onun hikâyesini dinlemekten çok, kendi içindeki düğümü çözmeye gönderilmiş olması gibidir; başkasının hayatına dalarken, asıl kendi denizine düşer.
Selime Teyze, romanın duygusal ağırlığını sırtlayan karakter. Hayatın yükünü sessizce taşıyan, söyleyemediğini susarak anlatan bir kadın. Onun varlığı hikâyeye bir tür “yaşanmışlık tortusu” bırakıyor. Çok konuşmuyor ama konuşmasına da gerek yok; çünkü suskunluğu her şeyi anlatıyor.
Meltem’in evliliğindeki beklentileri “fazla” ya da “romantik” değil; aksine son derece sıradan ve insanidir. O, hayattan imkânsızı istemez. Sadece bildiği hayatı ister. Evlilikten beklediği şey, ideal bir erkek değil; bildiği evin yeniden kurulmasıdır. Alıştığı düzen, gördüğü ilişki biçimi, dedesiyle babaannesinin yan yana duruşu, bir evin nasıl “ev” olduğuna dair hafızasında bir şablon bırakmıştır. Meltem, evlenirken bu şablonu yanında getirir. Farkında olmadan.
Sorun şurada başlar: İnsan çoğu zaman sevdiği insanı değil, tanıdığı hayatı ister. Meltem de eşinden bir adam değil, bir düzen bekler. Bir ses, bir tavır, bir susuş biçimi. Çocukluğunda nasıl sevilmişse, öyle sevilmek ister. Nasıl korunmuşsa, öyle korunmak ister. Ama karşısındaki adam, o evin içinden gelmemiştir. Aynı mutfağın kokusunu bilmez. Aynı sessizliklerin anlamını çözemez.
Bu yüzden Meltem’in kırgınlığı aşka değil, yuvaya yöneliktir.
Ve insan en çok “yuva” hayali yıkılınca incinir.
Meltem’in geç gelen farkındalığı, romandaki en acı aydınlanmalardan