İNCELEMEM SPOİLER İÇERİR!
Aslında kitap incelemelerinin çoğuna baktığımda herkes Kemal'den bahsediyor evet kitapta çoğunlukla Kemal'in hislerinden düşüncelerinden Füsun ile ilgili kurduğu hayallerinden besleniyor ancak bu sayfalar dolusu hayalin hislerin davranışların Füsun'u getirdiği bir son nokta var ki çok acı. Bir veda sevişmesi olduğu anlaşılmayan gecenin sabahında bir kaç duble rakının cesaretiyle tıpkı Anna Karenina'nın kendini tren raylarına atması gibi , göğsüne direksiyon girmiş bir şekilde buluyoruz kendisini. Kemal'in Füsun'u kaybettikten sonra ancak Sibel'den ayrılabilmesi , ( çünkü Füsun ondan gitmeseydi bir yandan zeki kültürlü bir kadınla evlenip çocuklar yapıp mutlu bir aileye sahip olacağını düşünürken, diğer yandan çıtır metres hayali vardı ) , daha sonra Füsun 'u 8 yıl boyunca bizzat kendi evinde hayallerinden belki iyiye gidebilecek olan evliliğinden uzaklaştırması, hep Füsun'dan bir hamle beklemesi bu 8 yıl boyunca eşya biriktirmekten başka , yemek yiyip fanteziler üretmek Füsun'u izlemekten başka aslında kendine hatıra biriktirmekten başka hiç bir şey yapmaması Füsun 'un canına kıymasına neden olmuştur. Orhan Pamuk aslında bu kitabı bir kitap ve müze hayaliyle yazdığını söylüyor. Ben ise kitapta Kemal'in kendine sanki bir hafıza inşa etmek için Füsun' u kullandığını düşünüyorum. Ve inşa ettiği bu hafızada çok mutlu olduğuna inanmak istiyor. Ancak Füsun ne düşünüyor orası pek umrunda değil. Kemal, Füsun’u bir özne olarak değil, bir “anı taşıyıcısı” olarak konumlandırıyor. Onu sevdiği için değil, onunla yaşadığı hissi sevdiği için bağlı kalıyor. Orhan Pamuk 'un müzesi Kemal'in hafızası aynı şeyi ifade ediyor. O yüzden Masumiyet Müzesini okurken hep Kemal'den Füsun'u dinliyoruz ama Füsun 'un kendisini pek hissedemiyoruz. Ölümünün üzerinde