"Kafamda o Shakespeare fikri vardı, yani orada şöyle der:
Var olmak mı, yok olmak mı? İşte bütün mesele bu! Yani düşüncemizin katlanması mı güzel zalim kaderin yumruklarına, oklarına? Yoksa diretip bela denizlerine karşı 'Dur, yeter!' demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız bitebilir bütün acıları yüreğin, çektiği bütün kahırlar insanoğlunun... Ama düş şöyle bir şey var, o kötü! Çünkü o ölüm uykularında, sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, ne düşler görebilir insan?
İşte bu düşüncedir der Shakespeare, uzun yaşamayı cehennem eden. Yoksa kim dayanabilirdi zamanın kırbacına, zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine ve kötülere kul olmasına iyi insanın...
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken, kim ister bütün bunlara katlanmak? Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek... Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, o kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya ürkütmese yüreğini? Bilmediğimiz belalara atılmaktansa, çektiklerine razı etmese insanı?
İşte bilinç böyle korkak ediyor hepimizi: Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini. Bu yüzden nice büyük, yiğitçe atılışlar yollarını değiştirip bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar."