Sefa Çömlekci

Sefa Çömlekci
@PsychLens
Kitapların ve insan hikâyelerinin yol arkadaşı. Okudukça kendimi, dinledikçe insanları daha iyi anlıyorum. Doğa yürüyüşleri, kitaplar ve samimi sohbetler hayat yolculuğumun en güzel parçaları.

Sefa Çömlekci

, bir kitap okudu
10/10
·375 syf.·
2024 102. kitabı
Khaled Hosseini
9.2/10 · 192,2bin okunma
Reklam
varoluşun sancıları ve insanın içsel çatışmaları
9/10
·302 syf.··
Beğendi
·
2024 98. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2024 10:10
Oğuz Atay Günlük Oğuz Atay’ın "Günlük" eseri, insanın zihinsel karmaşasına dair açığa vurulamayan derinlikleri içeren bir bellek gibi karşımıza çıkıyor. Günlük, basit bir anlatı olmanın ötesine geçip, insanın bilinçaltına tutulan bir ayna görevini üstleniyor. Bir psikolog olarak değerlendirdiğimde, Atay’ın satırlarında yoğun bir varoluşsal kaygının izlerini görüyorum. Kendini gerçekleştiremeyen birey, modern dünyanın gürültüsünde kaybolmuş ve sesini bulmaya çalışıyor. Atay’ın karakterleri, travmatik deneyimlerinin içine hapsolmuş; kendini toplum içinde konumlandırma çabası içindeki bireyler. Bu insanlar, ne tam olarak ait ne de tamamen kopmuş bir şekilde yaşam sürdürürken, içsel boşluklarını dolduracak bir anlam arıyorlar. Yalnızlık ve yabancılaşma, bu eserin en derin temaları. Atay’ın satırlarında her karakter, bir şekilde içsel çatışmalarını dışa vurma arzusuyla yaşıyor, ancak kelimeler onları kısıtlıyor. Bu durumu psikolojik bir pencereden ele aldığımızda, bireyin ‘ifade edilemeyen’ duygularının onu daha da içine kapattığını ve nihayetinde kendini bir çıkmazda bulduğunu söylemek mümkün. Atay’ın "Günlük" eserinde özellikle dikkat çeken bir nokta, hayatın anlamsızlığına dair olan sorgulamalar. Varoluşçu terapiye göre insan, anlam bulma arayışında sürekli bir çatışma yaşar. Atay’ın karakterleri de tam olarak bu durumdadır: Hayatın özüne dair derin bir boşluk hissederler. Bu boşluk, bireyin içsel dünyasında adeta bir uçurum yaratır ve onu daha fazla yalnızlaştırır. Özellikle depresyon ve kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıkların altında yatan temel sebep de bu anlam arayışıdır. Atay’ın bu karakterleri, duygusal dünyalarının derinliklerinde boğulan, ama bunu yüzeye çıkaramayan bireyler olarak resmediliyor. Günlük boyunca hissedilen, toplumsal beklentilere boyun
Edebiyat
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
sahte aydınların dünyasında kaybolan hakikat arayışı
"Belki henüz gerçekleri okuyarak düşünecek kendi bilinci ile sezecek insanlar vardır bu ülkede. Belki -bir dostumun dediği gibi- kitabı karşısına alıp, ayağa hiç bezirgân sokmadan, kitapla tek başına hesaplaşacak insanlar vardır. Sahte eleştirmenlerin koltuk değneklerine dayanarak yaşayanların yerini, edebiyat reklam ajanslarının gürültüsüne kapılarak şartlananların dışında kalanların varlığına inanmak istediğim için yazıyorum bunları. Belki -Kemal Tahir’in dediği gibi- günde 24 saat romancı olmanın gereğini duyanlar ya da duyacak olanlar vardır. Halit Ziya’nın, Tanpınar’ın (hatta Peyami Safa’nın) roman diye bir gerçeği birçok gürültücülerden daha çok hissettiğim, Kemal Tahir'in çok başka yoldan aynı gerçeği yaşattığını, daha doğrusu nasıl yaşattığı üzerinde düşünecek 'meçhul asker'lerin varlığına inanarak yazabilir insan ancak. Bu da Kemal Tahir'in dediği gibi kültür işidir, yani sadece bazı şeyleri bilmek değil, yeni deyimiyle özümsemek işidir. Yani çok fırın ekmek işidir."
Sayfa 227 - İletişim Yayınları, 28.Baskı 2021, İstanbul·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
oyunlar ve gerçeklik arasında karşılıklı ilişkilerin dili
"Berne, çocuğun sırtının okşanmasından söz ederek inanışa göre belini ancak böyle doğrultabileceğini söylüyor. İnsanlar karşılıklı okşamayla bir ilişkiye girebiliyorlar. Deyimler de bu hareketin temel nedenine uygun: 'Sırtını okşamak' ve 'belini doğrultmak.' Ülkemizde çok oynanan bir oyun: beni 'tanı', seni 'tanırım' (karşılıklı sırt okşama). 'Her oyun hiç yoktan iyidir' ilkesine dayanıyoruz. (Çocuk kaldığımıza bir örnek). Oyunlar ciddi, hatta vahim olabilir, insanların hayatı söz konusu olabilir; oynayanlar da kendilerini ölesiye ciddi hissedebilirler, fakat bir oyun, gerçek yaşamın gerçek ilişkisinin yokluğunda onun yerine geçen bir şeydir. Sınırlamalar, çekinmeler oldukça bu gerçek ilişkinin varlığı tehlikededir. (Sevgi dolu yaratış eksikliği). Bütün kötü oyunlar, iyi düzenlenemeyen zamanın yol açtığı can sıkıntısının sonucudur. Tek hisli zamanını iki biçimde düzenler: eylem ve fantezi (Berne). Zamanı düzenleme yolları: 1- Vakit geçirme 2- Ayin 3- Oyun 4- Yakınlık kurma 5- Eylem. Çocuk-olgun-ebeveyn üçlemesi egonun yönleridir (Berne). Çocuk özellikle yaratıcı yönü belirtir. Bunları tanımak önemli, kurtulmak (bunlardan) gerekli değil. Oyunlar, kişiliğin bu temel yapısına dayanır (Berne). Yapılan etkileri aynı doğrultuda karşılamak bu üç kişilik arasında çatışma doğurur. Burada doğrultu değiştirmek durumu düzeltebilir. Oyun, 'görünür' karşılıklı ilişkinin 'ruhsal' ilişkiyle birlikte ve çelişik durumda var olmasıdır (Berne)."
Sayfa 118 - İletişim Yayınları, 28.Baskı 2021, İstanbul·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam