Birinci Boş İnanç
"Eğer bu ilacı alırsam, gerçek kendim olamayacağım. Garip davranacağım ve kendimi sıradışı hissedeceğim."
Hiçbir şey gerçeğin ötesinde olamaz. Bu ilaçlar bazen depresyonu ortadan kaldırdıkları halde, genellikle anormal ruh hali yükselmeleri oluşturmazlar ve nadir durumlar dışında size kendinizi anormal, garip veya "yükselmiş" hissettirmezler. Aslında, birçok hasta bir antidepresan ilacı kullandıktan sonra çok daha fazla kendisi gibi hissettiğini bildirmektedir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
MAOi’den farklı olarak yeni antidepresanlar, Şekil 17.4'te gösterildiği gibi presinaptik sinirde serotonin gibi ileticilerin birikmesine neden olmazlar. Bunun yerine, presinaptik veya postsinaptik sinirlerin yüzeyindeki reseptörlere bağlanarak beynin doğal iletici maddelerinin etkilerini taklit ederler.
Bir gün geldiğinde bilim insanları bize ruh halimizi istediğimiz zaman değiştirmemize olanak sağlayan bir teknoloji getirebilirler. Bu teknoloji, depresyonu birkaç saat içinde hafifleten, bu sırada çok az yan etki çıkartan ya da hiç yan etkisi olmayan, güvenli ve hızlı etki gösteren bir ilaç şeklinde olabilir. Bu buluş, insanlık tarihinin en sıradışı ve felsefesiyle de en kafa karıştırıcı gelişmelerinden birisi olacaktır. Bir bakıma bu buluş, neredeyse Cennet Bahçesi'ni yeniden keşfetmeye benzer bir deneyim olacağından, yeni etik ikilemlerle karşı karşıya kalabiliriz. İnsanlar olasılıkla şöyle sorular soracaklar: Bu hapı ne zaman kullanmalıyız? Her zaman mutlu olmamız gerekli mi? Hüzün bazen normal ve sağlıklı bir duygu değil midir? Yoksa daima tedavi gerektiren bir anormallik olarak mı ele alınmalıdır? Sınırı nerede çiziyoruz?
Bazıları, böyle bir teknolojinin zaten çoktan Prozac adında bir hap şeklinde geldiğini düşünüyorlar. Sonraki birkaç bölümü okurken, aslında bunun böyle olmadığını göreceksiniz.
Her ne kadar bazı insanlarda işe yarayan çok sayıda antidepresan ilaç bulunsa da birçok kişi antidepresan ilaçlara tatmin edici bir şekilde cevap vermemektedir ve iyileştiklerinde bu iyileşme genellikle yetersiz olmaktadır. Açıkçası, hedefimizden hâlâ çok uzaktayız.
Depresif hastalıklara yaklaşımlarımızda bir 'rönesans devri' yaşıyoruz. Bir hasta için hangi psikolojik müdahalenin ya da ilacın daha yararlı olacağını kesin olarak tahmin edemediğimizden, bazen mutluluğun kilitlenmiş potansiyelini açacak anahtarı bulmak için değişik teknikler denenmelidir. Bu, sabır ve çok çaba gerektirse de, bir, hatta birkaç tekniğe karşılık alamamak bütün yöntemlerin başarısız olacağı anlamına gelmez. Aslında, bunun tersi daha sıklıkla doğrudur. Örneğin, son ilaç araştırmaları, bir antidepresana tepki vermeyen hastanın bir diğerine tepki verme olasılığının ortanın üstünde olduğunu göstermiştir. Bu da etken maddelerden birine tepki vermediğinizde bir başka ilacı alırsanız, düzelme gösterme şansınızın arttığı anlamına gelir.
Aslında, çok iyi prognozu olan ağır depresyonlu hastaların umutsuzluk derecesi, prognozu kötü olan ölümcül bir hastalığa sahip kişilerinkinden genellikle daha fazladır.