Freud'un dikkati ise insanın kendilik diye varsaydığındaki tekinsiz (uncanny) ötekilik üzerinedir. Bu düşüncesi şöyle özetlenebilir: “İnsan olmak kendine yabancı olmaktır, sürekli kendinle sanki bir başkasıymışsın gibi karşılaşmaktır” (Philips 2013). Kristeva da şöyle vurgular (1991): “Freud, ustalıkla, analitik olarak, bize kendimizdeki yabancılığı, ötekiliği, nasıl fark edeceğimizi öğretir.” Nitekim Freud’a göre, kültürel ve ırksal ötekilik, bahsedilen bu içsel ötekiliğin dışsallaştırılarak, canavarlaştırılarak, âdeta şeytan çıkartırcasına yansıtılmasından başka bir şey değildir.
Shakespeare Fırtına’yı önemli bir hatırlatmayla sonlandırır: “Bağışlanmak isteyen bağışlamayı bilmeli.” Bağışlamak, ruhsallığın haset eden, ötekini düşmanlaştıran yönüyle tüm bunlardan suçluluk duyan yönünün, yani iki yakanın, bir araya gelmesiyle mümkün. Bu nedenle psikanaliz der ki, “Her ötekide bir parça sen var, kendini tanı.”