Kitap bi yarım kalmışlık hissi uyandırdı bende. Bi bitmemişlik... Bir yerlerde denk gelişlerden ibaret bir aşktı. Yasak olması içerisinde daha çok tutkuya yer verdiğinden aşk bile zannetmiş olabilir karakterler bu duyguyu. Halbuki aşk bu değil. Bu duygu, iki yabancı bedenin birbirlerinin ruhlarını anlamaya çalışmaksızın bedenlerinden birkaç dokunuş koparmaya çalışmaktan ibarettir. Ki birbirimize verdiğimiz en kolay şey bedenlerimizdir. Onlar karşılarındaki kişiyi kendi kafalarında doldurmuştu. Kendi kurdukları hayale aşıktı ikisi de. Yıllar sonra denk gelince o kurdukları hayaller ile gerçeği örtüştürmeye çalıştılar. Pek de olmadı, zaten yazar bu durumdan çok da bahsetmiyor. Geriye dönüşler mevcut genelde kitapta.
Her ilişki bize bir şey katar yediğimiz elma gibidir, ete kemiğe dönüşür sonra. Onlar ilişkisi de ruhlarında birer parça olup yok olup gitmişti. Geçmişteki yaşantılarımızdaki güzellikleri yeniden ararız aynı kişinin geleceğinde. Fakat olmaz çünkü herkes değişmiştir. Ağaçlar daha çok büyümüş , zaman ilerlemiş, ruhlarımız yaşlanmıştır. Birer hatıra olarak kalırlar hayatımızda...