"Yıllık ürünün artık belli olduğu, gelecek yılın ekimi için telaşın başladığı, çavdarın iyice başak tuttuğu, gri yeşil renkte henüz olgunlaşmamış hafif başakların rüzgarda dalgalandığı, yeşil yulafların üzerlerinde oraya buraya dağılmış sarı ot kümeleriyle birlikte düzensiz bir şekilde boy attığı, erken yetişen karabuğdayın artık toprağı örterek büyüdüğü, hayvanların yürüye yürüye taşlaştırdığı, karasabanın işlemediği nadasa bırakılmış tarlaların yarı yarıya sürüldüğü, kurumuş gübre
yığınlarının şafak vakti oğulotlarıyla birlikte koktuğu ve aşağılarda kararmış kümeler halindeki yaprakları toplanmış kuzukulağı saplarıyla çayırların biçilmeyi bekleyerek koca bir deniz gibi göründüğü yaza geçiş zamanıydı. ".
Tolstoy o kadar güzel yaz tasviri yapmış ki, kendinizi buğday başaklarının arasında dolaşırken hayal etmemeniz mümkün değil.
Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti
Yoruldun ey kalbim ama buldun emaneti
Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma. Erdem Bayazıt