Feministlerin, erkeklere çok ters gelecek çıkışları olacak elbet. Bunu doğal karşılamak gerek. Oysa kimi erkek, feminist kadını, kadın olarak bile görmüyor. Kaç bin yıllık hükümdarlığının yıkılışını hissediyor da ondan. Bizim ülkede feminizmin başarı demeyeyim, büyük etkenlik kazanması başka yerlere göre zor. Çünkü Türk erkeği (aydını, yazarı bile) bir ayağını nice ileri bir noktaya atmış olursa olsun, öbürünü feodaliteden çekebilmiş değil.
Kadın olmanın, özellikle geleneksel toplumlarda kadın olmanın dayanılmaz ağırlığından bahseden bir kitap. Harika bir anlatım ve gerçek bir hikaye olduğunu anladığınız anda tüyler ürpertici. Bir insanın ailesi tarafından evdeki her hangi bir eşyadan daha fazla değer görmemesinin getirdiği ağır sonuçlar. Namus adına sadece kadınlara yapıştırdıkları sıfatların ağırlığında ezilen genç vücutlar. Kadının başlı başına günah işlemek için yaşadığını düşünen toplum ve bu "hataları" önlemek için kadınları yarım, sakat bırakma hakkına sahip oldukları düşüncesi. Nasıl olsa alt sınıf bir canlı ve tabi ki vücut bütünlüğü üzerinde söz sahibi olması imkansız. Tek sözle insanların uğradıkları bu haksızlığa avazım çıktığı kadar durun diye bağırmak istiyorum.
Beni affetmeniz gerekecek. Geçmişten bir sığınmacıyım ben, diğer sığınmacılar gibi bıraktığım ya da ardımda bırakmaya zorlandığım varlığın geleneklerinin ve adetlerinin üstünden geçiyorum ve buradan, bütünüyle eski ve boş görünüyor, ben de bir o kadar takıntılıyım eski varlığıma.
Çünkü insanlar eşcinsellerin eğitimli,kentli,zengin,kültürlü olmasına alışmış; köylü bir eşcinseli kabul etmeye hazır değiller. Nedense eşcinsellik bir kentli tavrı gibi algılanıyor.