Bazıları için insan yaşamı yalnızca bir düşten ibaret, nereye gidersem gideyim, bu duygu benim de peşimi hiç birakmıyor. Insanın faaliyet içindeki, araştıran yeteneklerinin engellenerek sınırlandığını görünce; tum mesleklerin zavallı yaşamımızı uzatmaktan başka bir amacı olmayan gereksinimleri karşılamaya yaradığını ve bir de arasında sıkışıp kalınan duvarlara renkli figürler ve aydınlık manzaralar resmedildiği için meraklarımızla ilgili bazı noktalardaki tüm avuntuların yalnızca düşsel bir teslimiyet olduğunu gözlemlediğimde bunların hepsi Wilhelm, beni dilsizleştiriyor. Ancak kendi içime dönersem bir dünya buluyorum!
Gerçeği söylersen devletin gölgesi düşer peşine. Sen bir gölge olup kaçmaya çalışırsın. Şehirler sana bir tuzak olur, kelimeler yasak. Gölgeleri konuşturursun. Susmaya için elvermez ama devletin öfkesinden hiçbir gölge koruyamaz seni. Artık tek derdin, ucunda ölüm de olsa, başını öne eğdirmemektir.
"Ne demişti hemcinslerimden biri? Dans edemediğim devrim devrim değildir. Cumhuriyet'le kadınlar dans etmeyi öğrendiler. Utanmadan, korkmadan Ayaklarını özgür yarınların temposuna uydurarak. Sağ olun Paşam..."
İntiharın baskaldırıdan sonra geldiği sanılabilir. Ama yanlış olarak. Çünkü intihar başkaldırının mantıksal sonucu değildir. İçerdiği boyun eğiş dolayısıyla, onun tam tersidir. İntihar, sıçrama gibi, en son noktasına götürülmüş kabullenmedir. Her şey tükenmiştir, insan te mel tarihine geri döner. Geleceğini, biricik ve korkunç geleceğini tark eder ve ona doğru atılır. İntihar uyumsuzu kendince çözer. Onu da aynı ölüme sürükler.