Gordon Childe sözünü sakınmayan, tarafını gizlemeyen bir arkeolog... Daha önce "Kendini Yaratan İnsan" kitabını okumuş ve hayran kalmıştım. Bu kitapta ise insanın tarihin ufkunda ortaya çıktığı 200,000 yıl öncesinin Paleolitik çağlardan başlayıp, Roma İmparatorluğu'nun yıkılışına (M.S. 400-450) kadar uzanan bir tarih öyküsü ile çıkıyor karşımıza.
Neolitik Devrim, Bakır Çağı, Şehir Devrimi ve Tunç Çağı'ndan süzülüp Demir Çağı ile doruğuna ulaşan bu tarih dilimi bir yandan öğretici, bir yandan merak uyandırıcı oldu benim için. Bilimin, felsefenin, sanatın ve siyasetin, kısaca uygarlığın iki ileri, bir geri gelişimini; Mısır, Hindistan, Çin, Akdeniz, Mezopotamya ve ardından Yunanistan ve İtalya'ya yayılışını hızlandırılmış bir tempoyla, soluk soluğa takip ettim. Kitap boyunca Kıbrıs'tan bol bol söz edildiğini gördüm. Ufacık adamızın insanlık tarihinde ne kadar önemli bir yer tuttuğuna bir kez daha şahit oldum.
Özellikle Helenistik dönem ve İonya ile ilgili bölümlerde; bilim tarihi okumak Thales, Anaksimandros ve Herakleitos'a dair daha çok şey öğrenmek için sabırsızlandım. Ve son bölümde Roma yıkılırken, daha önce verdiğim Roma tarihini daha detaylı öğrenmek kararımdan bir kez daha emin oldum.
Tüm bilimsel disiplinleri barındıran bir arkeoloji kitabı okumak isteyenlerin mutlaka edinmesi gereken değerli bir eser bu. Son sözü Childe'ye bırakmak istiyorum. Çünkü Roma'nın son günleri için söylenen bu cümle, bugün bizim uygarlığımız için de geçerli:
"Tarihin yukarıya doğru yükselen grafik eğrisi bir dizi iniş ve çıkışlardan geçer. Fakat arkeoloji kadar yazılı tarihin de araştırılabileceği alanlarda, hiçbir iniş bir önceki devrin en aşağı düzeyine kadar düşemez; her yeni doruk noktası kendisinden önceki doruğu aşar."