Kökleri dünya dışında olan bir ağaç gibiyim.
Sizi uyarmalıyım hanımefendi bu bir şiir olmayacak.
Bu sonu getirilmemiş bir öykü, bir çıkmaz sokak, şehirleri ikiye bölen bir duvar.
Sizi uyarmalıyım Fransız Boheminden çıkıp gelmedim.
Șu yürüdüğünüz yol örneğin, oradaki parke tașı ya da șu köșe başındaki kedi.
Bir istisnayım ben iyi veya kötü.
Ekonomi haberleri benden muaf, şirketler ve așklar ne tuhaf aynı dünyada kurgulanıyor.
Biz ayrı dünyaların insanıyız demek istiyorum, sığınacak bir dünya bulamıyorum.
Üstelik pasaportum yok, haritalardaki çizgilere dinamit döșemek istiyorum.
Sevdiğim kadınlar oldu, sevmek bir eylem cürretinden korkuyorum, korkuyorum kolluk güçleri müdahale edebilir.
Devletin bir çiceğe tahammülü yok.
Sizi uyarmalıyım hanımefendi bu bir şiir değil, hiçbir zaman da olmadı.
Bu; Zürih’te iğne parkı, Londra’da Soho, Almanya’da metro istasyonu, Türkiye’de Tarlabaşı çocuklarına ait bir öykü.
Bu hiçbir yere ait olmayan çocukların öyküsü.
Fakat sen yine de inan; sen, hiç yanan mum söndürmemiş bir öğretmenin bir insanın içindeki asil ateşi söndürmek isteyeceğine inanma; sen, içinde sevgi olanın, asıl onun her bir insana sevgiyi öğretmek isteyeceğine inan.