Hayatının benim bilmediğim bölümlerini cehaletim sayesinde zararsızlığı iyice vurgulanan bir görünümüne sunuyordu bana. Şimdi de dönüşüm tamamlanmıştı; benim yanımda birisi varsa, Albertine yalnız rahatsız etmek kaygısıyla değil, başkalarına aldırmadığını bana göstermek amacıyla da, doğru kendi odasına gidiyordu. Artık benim için asla yapamayacağı bir tek şey vardı, ancak eskiden, benim umursamayacağımız zamanlar yapabileceği ve zaten bu yüzden kolayca yapabileceği bu şey, itiraf etmekti. Bundan böyle daima, tıpkı bir yargıç gibi, belki suçlama yapmadan da açıklanması mümkün, ihtiyaçsızca söylenmiş sözlerden belirsiz sonuçlar çıkarmakla yetinmek zorunda kalacaktım. Ve Albertine de onu kıskandığımı ve yargıladığımı hissedecekti daima.
Gerçeklik, meçhule giden yolda bir adımdır sadece ve bu yolda pek fazla ilerlememiz mümkün değildir. En iyisi bilmemek, mümkün olduğunca az düşünmek, kıskançlığa ufak bir somut ayrıntı sunmamaktır. Ne yazık ki dış dünyada olmaksa da iç dünyamız bazı olaylar çıkarır karşımıza..
Hayat, kaçınılmaz gibi görünen bir ıstıraptan bizi bir kere daha kurtaracaksa eğer, bunu farklı koşullarda, hatta bazen bahşedilen lütuflar arasında özdeşlik kurmanın neredeyse günah sayılabilecegi kadar zıt koşullarda gerçekleştirir!
Üç ayrı düzleme yayılmış olan hayatımda gördüğüm bu çokluk, beni mutlu ediyordu; ayrıca, bir anlığına eski bir insan olduğumuzda, uzun süredir taşıdığımız benlikten farklı bir benliğe büründüğümüzde, artık alışkanlıkla yüzünü kaybetmeyen duyarlılığımız, en küçük darbeler karşısında, önceki bütün izlenimleri gölgede bırakan çok canlı izlenimler edinir ve bunlara, yoğunlukları nedeniyle, bir sarhoşun geçici korkusuyla sarılırız.