Ahmet Ümit gibi başlayıp Hakan Günday ayarında devam edip Gülseren Budayıcıoğlu hikayesiyle biten bir roman. İnsan tasvirleriyle, karakterleriyle uzunca yoğruluyor sayfalar. Bize acıların derinliğini, rüyaların anlamlarını, bilinçaltının bulanıklığını, kenar mahallelerin anlatılmayan hikayelerini Barselona'lı bir yenge eşliğinde İstanbul manzaralı sunuyor. Uzaklara kaçsan da zihninin kıvrımlarından kaçamazsın, çocukluğundan sıyrılıp başka biri olsan da rüyalarında yakalanır kalırsın.