Amin Maalouf’u ilk kez Doğunun Limanları ile tanımış oldum ve okuduktan sonra iyi ki de tanımışım dedim. Hatta onun kaleminden çıkan bir eserle bu kadar geç tanışmayı kendimce kabul edilir bulmadım.:) Ve evet, Doğunun Limanları ilk tanışma için harika bir seçim oldu benim için. Çünkü kitap tarihi bir roman olsa da okuyucu yormayacak şekilde yazılmış. Yazar sizi Osmanlı’dan, Adana’ya Adana’dan Beyrut’a ve oradan Fransa’ya götürürken, bu gezintinin içinde kaybolup gidiyorsunuz. Birbirinden farklı kültürlerin, dillerin, dinlerin buluştuğu bu limanlarda insanların farklılıklarına rağmen bir arada yaşayabildiğine şahit oluyoruz. Şahit olduğumuz en önemli nokta ise İsyan Kitabdar’ın hikayesi. Öyle bir hikaye ki insanı derinden etkiliyor, düşündürüyor. Sonlara doğru da hüzün duygusu tüm vücudunuzu esir alıyor.
Doğunun Limanları, tarihi bir romandan çok daha fazlası bence. Göç, sürgün, aile, aşk ve daha da önemlisi kimlik arayışı temalarının işlendiği bu kitap, okuyanların da kendi dünyasını sorgulamasına vesile oluyor ve günümüzdeki güncel meselelere de ayna tutuyor.
Ben özellikle yazarın kalemini çok sevdiğim için diğer kitaplarını okumaya can atıyorum. Doğunun Limanlarından sonra bu yolculuğun diğer ayağını
Semerkant oluşturacak gibi görünüyor.:)