Çıkıp geldi meçhul kahraman! ...
Ne yalancılara acıdı .
Ne alçaklara ne aptallara Ne de yurtseverlik maskesi takmış İyilik timsali hırsızlara!
Gözden geçirdi bütün söylentileri, Dikkatle ölçtü biçti Dalkavukça methiyelerle Gerçek ve namusun unutuluşuyla Zavallı anayurdun içine düştüğü Kötülüğün ve vahşiliğin dipsizliğini!
O sitemler yağdırırken anayurda Hala devam eden kölelik yüzünden Vatan haini ilan etti onu Anayurdun yalancı dostu.
Numara 57,kollarını başının üzerine savruyordu. Koğuşta görmeye yetecek kadar ışık vardı. Yaşlı numara 57'nin başı yatağın yanından bana doğru uzatacak şekilde, devrilmiş halde yattğını görebiliyordum. Gece bir ara ölmüştü. Gelen hemşireler ölüm haberini kayıtsızca karşılayıp işe koyuldular.
Numara 57, Belli ki hastanenin eski sakinlerinden biri ve düzenli olarak derslerde teşhir nesnesiydi. Epeydir bir patoloji müzesinde sergilenmek üzere kaydedilmişti. Doktor onu antik çinden gelen bir parça gibi sergiledi. Renksiz gözleri, kendi hakkında ne söylendiği ile ilgili hiç ilgilenmeksizin boşluğa bakardı.
Kaptan'ın ağır Hitit heykeli bile bu kışa dayanamadı. Sabahleyin 72. Koğuş'un kapısını açan gardiyanlar işi anlayarak koştular: Kalın parmaklarıyla Kaptan pencere demirlerini öyle kavramıştı ki, et, kemik, demir birbirine perçin olmuştu sanki. Kalbini dinlediler, atmıyordu artık. Nabız atmıyordu. Koca beden kaskatı kesilmişti . Pencereden çekip almak istediler, olmadı. Bir ton, iki ton, beş ton ağırlığındaydı sanki.
Tekrar zorladılar.
Gardiyanlardan biri, "Keskiyle çekiç lazım! " dedi.
Dışarıda kuvvetli güneş bembeyaz karları gıcır gıcır parlatıyordu.