Hayat, bütün hiçliklerden daha kuvvetlidir ve dünyada ondan daha kutsal bir şey yoktur. İşte bunun için insan öldürülemez; bunun için öldürmemek zorundayız. Ama düşman gelip senin toprağını işgal etmişse, dövüşülür, savaşılır. Ve sevgilinin şerefi de insanın anavatanı gibi korunmalıdır. Ayrılık acısı taşınamayacak kadar ağırdır; omuzlarına çöken bir dağ gibidir. Çünkü o sevgili olmadan güzellik yoktur, renkler yoktur, ışık, neşe ve gelecek gün yoktur. İşte bunlardır şarkılar. İnsan bütün şarkıların içeriğini sayıp dökemez.
Oysa insanlar düşünen yaratıklar olarak ortaya çıkışlarından beri kendilerini daha iyi tanımaya çalışmışlar ama bütün çabalarına rağmen şu soruya bir cevap verememişlerdi: Kötü, hemen hemen her defasında, niçin ‘iyi’den daha güçlü olarak ortaya çıkıyor?
Peki neden çocukluğunda tecavüze uğrayan ya da ihmal edilen kadınların hayatlarının ilerleyen dönemlerinde tecavüze uğrama olasılığı daha fazlaydı? Bu sorunun yanıtının, tecavüzün ötesinde çıkarımları vardır. Örneğin, çeşitli çalışmalar, yetişme döneminde, aile içi şiddete tanıklık eden kızların ilerleyen dönemlerde şiddet içeren ilişkiler yaşama oranının yüksek olduğunu, aile içi şiddete tanıklık ederek büyüyen erkeklerin ise ilerleyen dönemlerdeki ilişkilerinde şiddet kullanma oranının yedi kat arttığını göstermiştir.
Her şey yolunda görünüyordu. Artık öyle görünmemeli. Otuz yılda hiçbir yere gelinmemişse, bir başkaldırı mutlak olmalı. Bu hiçlik de yaşanmalı. Bir boşluğa olanca hızla düşülmeli. Bu düşüş gerçek yüzünü göstermeli. Bir düşüş yokmuş gibi yaşanılamaz. Düşülen yerden yıldızlar seyredilemez.