Bir şeyi görebilme özne-nesne ilişkisi gerektirir. Özne, neler olduğunu gördüğü için ona “tanık”denir. Nesne ise gördüğünüz
şey, yani bu vakada iç rahatsızlığınızdır. İç sorunla ilgili objektif bir bilinci korumanız, kendinizi dış dünyada kaybetmenizden çok daha iyidir. Dünyevi bir insanla, spritüel akla sahip insan arasındaki fark da budur. Dünyevi paraya ya da itibara sahip olduğunuz anlamına gelmez. Dünyevi olmanız, sorunların çözümünü dış dünyada arıyor olmanız demektir. Dünyayı değiştirirseniz, sorunlarınızın da çözüleceğine inanırsınız. Ama bugüne kadar kimse, kendisi dışındaki şeyleri değiştirerek gerçekten mutlu olmamıştır. Her zaman başka bir problem vardır. Tek gerçek çözüm, bilincinizin tanık koltuğuna oturmanız ve referans çerçevenizi tamamen değiştirmenizdir.
Gerçek şudur ki, aklınız size ne söylerse söylesin, hayatın büyük bir kısmı sizin kontrolünüzün çok dışındaki güçlere bağlı olarak gelişecektir. Bu bir gece oturup ertesi sabah güneşin doğmasını isteyip istemediğinize karar vermeye benzer. Meselenin esası şudur; güneş doğacaktır ve batacaktır. Bu dünyada milyarlarca şey olmaktadır. İstediğiniz kadar düşünün ama hayat olagelmeye devam edecektir.