Saudade, sevdiğimiz kişi uzaklarda olduğunda hissettiğimiz o boşluk hissidir. Birinin veya bir şeyin hiç geri dönmeyebileceğini bildiğimizde hissettiğimiz melankolidir. Saudade artık olmayan bir şeyin eksikliğini hissetmektir.
Amerikalılık iddiamı inandırıcı kılacak elimdeki avucumdaki yegane şey olan bir çift çorapla fena halde hüsrana uğrayarak boyumun ölçüsünü almış oldum böylece. Anneme, bana reçelli ve tereyagli dikdörtgen sandviçler hazırlamasını ne kadar hoşuma gideceğini anlatmaya çalıştım sonra. Ama annem umursamaz bir edayla, tost ekmeğiyle reçel kahvaltı yenir. Ben senin doğru dürüst beslenmeni istiyorum. Senin yemeğinin nesi varmış hem? Deyip işin içinden çıktı.
Babam yaptığım açıklamayla ya da gelecekte kendimi nasıl değiştireceğime, nasıl düzelteceğime dair birkaç saniyelik beceriksiz kararlılık gösterimle fazla ilgilenmedi. Maskemi düşürmüştü ve onun gözünde kusurluydum artık. Kendime nasıl zarar verdiğimi biliyordu ve bu yüzden hem zayıf hem de hayatta güvenilmeyecek biri olduğuma kanaat getirmişti. Hepsi bu kadardı. Bana bardağı, yarış atını, kelliği ve delirmeyi, gereken her şeyi anlatmıştı oysa. Bu hayat derslerini hiç tekrarlamadıysa sekiz kez tekrarlamıştı ve şimdi elinden gelen ya bunları bir kez daha tekrarlamak ya da aklın yolunu seçip bunları sabıka kaydımma bir güzel işlemek, ardından da çekip gitmekti.