Kenan antreye adımını attığında burnuna çocukluk yıllarına ait o tuhaf koku geldi;tanıdık bir kokuydu,yıllar önce yüzünü bastırdığı bir göğsün kokusu gibi, uyuduğu kucağın kokusu gibi tanıdık ama öyle bir çırpıda tanımlanamayan, sanki asırlar öncesine aitmiş gibi bir koku.
Nemesis’in öfkesinden nasibini alanlar arasında iyiler, mutlular ve şanslı insanlar da vardı. Bu insanların toplumdaki fakir ve mutsuz insanları daha da mutsuz ettiği düşüncesiyle iyileri, aşırı mutluları sebepsiz yere cezalandırabiliyordu Nemesis. Araştırdığı kaynaklarda Kenan’ın şaşırmasına neden olan bir bilgi de vardı.
“ Bazı toplumlardaki çok güldük, başımıza kötü bir şey gelecek söylemi aslında Nemesis inancının bir zamanlar yerleşik olduğu coğrafyalarda hala yaygındır.”
Bir noktaya kadar acının düşüncesi yada görüntüsünün bizdeki en insancıl duygulara dokunduğu; fakat aynı acının bazı özel durumlarda, o insancıl eşik aşıldığı zaman, bizi artık o derece etkilemediği ne kadar doğru ve aynı zamanda korkunçtur, öyle değil mi?
Çok kitap okudum…
Yine de bütün alaylılar gibi ne anladığımdan asla emin olamıyorum. Bir gün oluyor bilgiyi bir bakışta kavramışım gibi geliyor. Sanki aniden görünmez dallar doğuyor ve kendi aralarında benim tüm dağınık okumalarımı birbirine bağlıyormuş gibi oluyor.Sonra anlam aniden gizleniyor, özü kaçırıyorum ve aynı satırları boşuna tekrar tekrar okuyorum.Her okuduğumda anlamı biraz daha kaçırırken kendimi mönüyü dikkatli okuduğu için karnının doyduğuna inanan yaşlı bir deli sanıyorum.