Avuç içi kadar yüzünde, iyice büyüyen kara gözleri şöyle bir değdi geçti yüreğime. Nedense Büyükada'da faytonları çeken güzel gözlü, yaşlı atlar belirdi zihnimde.
Çok uzaktaki mezralardan, köylerden zorla ta buralara kadar savrulup ayakta kalma mücadelesi veren yoksul kadınların, erkeklerin, yani hayatın çiğneyip tükürdüğü insanların sığındıkları bu düşmüş semtin köhne sokaklarından biri.
Ama kar altında olduğundan mıdır nedir, daha bir güzel görünüyordu göze ; kederli ama daha vakarlı, daha sakin.
Üzüntüyle baktım yanım sıra ilerleyen üç çocuğa. Aslında hiç de tuhaf görünmüyorlardı ; yaşlı apartmanların sırt sırta vererek güçlükle ayakta durduğu bu eskimişlik ve küf kokan sokağın parçası gibiydiler. Sadece sokağın mı?
VİCDANINI YİTİREN BU ŞEHRİN, çelişkilerle dolu insanlık halinin de bir parçası gibiydiler.
Aramızda geçen sayılı konuşmaların birinde
" Bazen sert bir rüzgar esebilir." demişti.
" O zaman boynunu eğmekten utanma, yeniden başını kaldıracağını, yalnızca rüzgarın geçmesini beklediğini düşün."