Benim evim neredeyse orda yaşayabilirim. Yani Paris'e de koysanız işte köye de... Yani kitaplarım, dünyam, müziklerim... Onlar neredeyse... Şehirde vazgeçemediğim tek şey kalabalıklar içinde yalnız kalabilmek, yürümek filan. O duygu bana iyi geliyor.
Bizim halk zayıflığı sevmiyor. Zayıflığın ne şekilde olursa olsun sergilenmesini bir erdem olarak görebilecek bir gelenek yok. Biraz da bu nedenle Erdoğan bu kadar oy alıyor. Tevazu falan hiçbir zaman gerçek bir üst değer olamamıştır bizde. Bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz.
Ayşen'i seviyorum. Radyosu hiç susmayan bir yalnız adamım, don gömlek çay yaparım, kahveler yaparım, çamaşır yıkarım ve yığarım bulaşıkları bir kenara. Yarın allah kerim. Kerim'i seviyorum. Ne Kerim'i? Kerim kim? Ayşen'i seviyorum. Yanı başımda şarap şişem, başımda kuşlar uçar, ağzımda pipom, daha sınava girmeden Mekteb-i Nefise'nin havasına girmişim. Gece yarıları şiirler düzüyo rum, gündüzlerin yarısı yok. Sevmek, içmek, çaydanlık, şiir, çamaşır, cezve, Ayşen, artık hepsini birbirine karıştırıyorum. Kerim diye birini tanımıyorum.