Okur
Recep Bozdoğan
TAKİP ET
Recep Bozdoğan
@RecepBozdogan
16 okur puanı
05 Ağu 2019 tarihinde katıldı.
6
Kitap
1
İnceleme
69
Alıntı
4
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Türk dilinin en güzel şiiri
Akşam olur mapushane kilitlenir Kimi kağıt oynar, kimi bitlenir Kiminin temyizden evrakı gelir Düştüm bir ormana yol belli değil Yatarım yatarım gün belli değil. Mapushane içinde üç ağaç incir Kollarım kelepçe anam boynumda zincir Zincir sallandıkça her yanım sancır Düştüm bir ormana yol belli değil Yatarım yatarım gün belli değil. Yaşar Kemal'in 32. Gün'de Birand'la yaptığı söyleşiden bir kesit Yaşar Kemal
9
Abdurrahman Şeref'in Cumhuriyet'in ilanı üzerine sözü
Anayasa değişikliği üzerindeki görüşmelere katılanlar arasında, son Osmanlı imparatorluk tarihçisi, Tarih-i Osmanî Encümeni'nin ilk başkanı ve o zaman Büyük Millet Meclisi'nde İstanbul milletvekili olan, seçkin tarihçi Abdurrahman Şeref de vardı ve şunları söylemişti: "Eşkâli hükumetin tâdadına lüzum yok. Hakimiyet bilakaydüşart milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız, bu cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama, bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin!".
2
Cumhuriyetin İlânı
Bu arada Mustafa Kemal daha da köklü bir değişikliğe "Cumhuriyetin ilanına" hazırlanmakta idi. Saltanatın kaldırılması ve Hilafetin alıkonulması, devlet başkanlığında tehlikeli bir belirsizlik yaratmıştı. Mecliste ve dışında Halifenin şahsında meşru hükümdan ve devlet başkanını "bir çeşit meşruti hükümdar ve özellikle dinin savunucusu" gören bir çok kimseler vardı. Ama Mustafa Kemal'in fikirleri başkaydı. Ekim başlarında onun Cumhuriyeti ilan edeceğine dair haberler dolaşmağa başladı ve bunlar ateşli bir muhalefet ve tartışma uyandırdı. Ekim sonlarında dikkatle planlanmış bir dizi siyasal manevralardan sonra, Mustafa Kemal Meclise geldi ve siyasal sistemlerindeki belirsizlikleri ve karışıklıkları ortadan kaldıracağım söylediği bazı anayasa değişiklikleri teklif etti. Bir önceki gece hazırlanmış değişiklik tasarısı şu cümleleri içine alıyordu. "Türkiye Devletinin şekli hükumeti Cumhuriyettir... Türkiye Reisicumhuru Türkiye Büyük Millet Meclisi heyeti umumiyesi tarafından ve kendi azası meyanından intihap olunur... Türkiye Reisicumhuru devletin reisidir... Başvekil, Reisicumhur tarafından intihtap olunur." Saatlerce süren görüşmelerden sonra, gece 8:30'da, bir çok çekimserle fakat hiç bir aleyhte oy olmaksızın karar 158 oyla kabul edildi. Onbeş dakika sonra, 8:45'te, milletvekilleri Mustafa Kemal'i ilk Cumhurbaşkanı seçtiler. O da İsmnet Paşa'yı ilk Başbakanı olarak atadı. Haber aynı gece bütün ülkeye yayınlandı ve gece yarısından sonra her tarafta 101 pare top atışıyla kutlandı.
2
İdarenin şeklini belirleyecek en önemli girişim: Ankara'nın Başşehir oluşu
9 Ekimde İsmet Paşa Halk Fırkasının bir toplantısında ''Türkiye devletinin makarrı idaresi Ankara'dır" şeklinde bir anayasa değişikliği önergesi verdi. Dört gün sonra Meclis bunu resmen kabul etti. Karar, geçmişten yeni bir uzaklaşma saltanatın kaldırılmasının mantıki bir sonucu anlamına geliyordu. Padişah gitmişti; imparatorluk şehri onu deviren devrimciler için hala elverişli bir yer değildi. Beş yüzyıla yakın bir süre İstanbul bir İslam imparatorluğunun başkenti olmuştu; muhteşem bir geçmişin solgun hayaletleri Sarayın ve Bab-ı Âlinin koridorları arasında hala uğursuzca çırpınıp duruyorlardı. Bir yanda camileri ve sarayları, kutsal yerleri ve saray maiyetiyle Türk İstanbul; öte yanda müteahhitlerin ve kompradorların kozmopolit tüccar topluluğuyla tatlısu Frenklerinin dış mahallesi Beyoğlu; bunlar, gerçekte ve Türk halkının zihninde, Mustafa Kemal'in kurmak istediği yeni Türkiye'ye bir merkez sağlıyamıyacak kadar geçmişle yakın ortaklık içindeydi. Böylece, meydana gelmekte olan değişiklikleri sembolleştiren ve iyice belirten yeni bir başkent seçildi. Yeni devlet bir hanedan, imparatorluk veya din üzerine değil, Türk ulusuna dayanıyordu ve başkenti Türk anayurdunun kalbinde idi.
Akıncı-Gâzîlerin büyük bölümü, yine Yörüklerdendir veya Anadolu'dan gazâ ve dirlik için, hudut boylarına gelen, ilkin akıncılıkla gazâya başlayan garîb'lerdir. Bütün gelirleri, akınlarda edindikleri "doyum", yani ganimetten ibarettir. Bir kalede gönüllü ve 'azeb oldukları zaman küçük bir ulufe veya küçük bir timarla geçinmek zorundadırlar. Onlar saltanat müddeîleri veya Şeyh Bedreddîn gibi haksız düzene karşı çıkanların yanına koşmaktan tereddüt etmezler. Otman Baba, işte aynı uc bölgesinde dışlanmoş halk arasında kutsal bir kişi sayılmakta, benimsenmektedir. Türkmen-Yörükler, Osmanlı sultanlarının merkeziyetçi-bürokratik ezici rejimine karşıdırlar
3