Şuramda, en sahici sevinçle en sahici üzünç arası bir yerde, en sahici acısıyla bir yara açılıyor. Gözlüklerimin ardında gözlerim her yanı tarayarak görebildiği kadarıyla bu düğün gecesinden bende kalan bu düğüne tanıklığım değil, yaram. Bu bir canlılık belirtisidir. Taşın kanadığını kim görmüş?
Bu romanı özellikle Çavuşevsku Romanya’sını ve onun dönemini merak etmem dolayısıyla okuma listeme almıştım. Kitabı okuduğum dönemde çokça video da izlemiş ve bilgi edinmeye çalışmıştım.
Kitaba başladığımda Çavuşevsku dönemi Romanya’sından çok cüzzamın tarihi ve cüzzamlıların nasıl herkesten izole bir şekilde bu hastaneye kapatıldığına yer verilmiş. Beklediğim bu olmasa da bu kısımlar çok ilgimi çekti. Öte yandan yazar, cüzzamlı olmanın ne olduğunu ve hastalara getirmiş olduğu sıkıntıları detaylı olarak anlatmış. Hastaların bireysel hikayeleri kuvvetliydi.
Yazarın cüzzamı ve cüzzamlı insanları metafor olarak kullandığını düşünüyorum. Cüzzam burada Çavuşevsku yönetimini ve cüzzamlı insanlar da bu yönetimden kötü etkilenen insanlar olarak betimlenmiş diye düşündüm. Cüzzamlı hastalıların buradan kaçış öyküsünün de Çavuşevsku yönetiminim sonuma denk gelmesi de dediğimi destekliyor bence. Kitabın bu yönünü Albert Camus’nun Veba isimli kitapla benzeştiğini düşünüyorum. O kitapta da veba adı altında İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım anlatılıyordu.
Metafor olabileceğini düşünsem de yazar cüzzamlıların ölüme yakın olma duygusunu, korkusunu, onların yalnızlıklarını, dışlanmışlıklarını etkileyici olarak anlattığını düşünüyorum. Gerçek hayat hikayesi olması da kitabın etkileyiciliğini artırıyor. Ancak kitaptan beklentim arka kapak yazısından kaynaklı olarak farklıydı ve bu anlamda beklentimi karşılamadı. Zira ben Çavuşevsku Romanya’sının daha detaylı romana yayılacağını düşünmüştüm. Bu beklentiyle okununca romanın biraz uzadığını ve bazı kopukluklar olduğunu düşündüm. Akıcı bir kitap olması sebebiyle okunabilir. Asla zaman kaybı değildi, ama daha etkileyici olabilirdi diye düşünüyorum. İyi okumalar.
Hansen’in EvlatlarıOgnjen Spahic
Carlos Fuentes gibi Latin Amerika Edebiyatı’nın başlıca yazarlarından birinin kitapları maalesef uzun zamandır yeniden basılmıyor. Biz meraklı okurlara da sahafları araştırıp okumak düşüyor. Yanık Sular da benim bu şekilde edindiğim bir öykü derlemesi oldu. Yazarın dili ile ilgili çekincelerim olduğu için öyküleri ile başlamak istedim külliyatına.
Öncelikle kitabın künyesinde çevirinin ana dilinden yapılıp yapılmadığı belli olmuyor. Sanırım ana dilinden yapılmamış çeviri. Can Yayınları eğer yeniden basmayı düşünürse ana dilden çeviri yapar diye düşünüyorum.
Kitapta 4 adet öykü yer alıyor. Öykülerin isimleri: “Bu Evler Bir Zamanlar Saraydı”, “Tan Ağartısında”, “Analar Günü”, “Andres Aparicio’nun Oğlu”. Öykülerin genelinde Meksika’nın dönüşümü, tarihi, Meksika Devrimi, toplum içindeki hiyerarşik sınıflaşma anlatılıyor. Aristokrat kesim ile toplumun fakir kesimi arasındaki uçurum anlatılıyor. Kitabın anlatım şekli okuma anlamında zorluk çıkarabiliyor. Geçmiş, gelecek iç içe anlatılıyor ve bilinçakışı kullanılıyor.
İlk öykü; çevresi tarafından bir “deli, ucube” olarak görünen bir kadın ile engelli bir kızın dostluğu üzerine kurulmuş. Yıkılmış saraylar evler de hikayenin mekanını oluşturuyor. Yoksulluk had safhadadır. İkinci öykü, yeni düzene alışamayan eskilerin aristokratı Federico’nun hikayesine odaklanıyor. Son hikayede de buna benzer bir hikaye 3 kuşak üzerinden anlatılır. Üçüncü öyküde de eskilerin generalinin torunuyla beraber akşam eğlencesi ve hali anlatılır.
Bu kitaptan sonra Körlerin Şarkısı’ndaki Aura isimli öyküyü okuduğumda daha çok etkilensem de bu öyküleri de beğendim. Yazarın külliyatına girmek için de öykülerinden başlamanın iyi olduğunu düşünüyorum. Fuentes okumaya devam edeceğim. Sizlere de tavsiye ederim.
Körlerin ŞarkısıCarlos Fuentes
Yanık SularCarlos Fuentes · Can Yayınları · 199656 okunma