Ülkemizde Macar Edebiyatı'nın sevildiğini düşünüyorum. Ufacık bir ülkeden bu kadar nitelikli yazarların ve edebiyatçıların çıkmasının muazzam olduğu kanaatindeyim. Magda Szabo da bu bahsettiğim grubun başlarında gelen yazarlardan. Ben de tüm kitaplarını çoktan edinmeme rağmen ilk olarak (kronolojik okuma isteğimden kaynaklı) Yavru Ceylan'ı okumak istedim. Kitabı okurken de bitirdiğimde de ilk aklıma gelen "bir insanı öfke, kin ve kıskançlık neye dönüştürür, hayatını neye çevirir böyle" demek olmuştu.
Kitabın ana karakteri Eszter Encsy savaş öncesi Macaristan kırsalında doğmuş ve çocukluğunu orada geçirmiş bir karakterdir. Dönemin koşulları ağır yokluk getirmekte ve küçücük bir çocuğun bu yoklukla mücadelesi de eserin giriş kısmında yer alıyor. Birbirine tutkuyla bağlı anne ve babasının kendileri ve aşkları dışında başka hiçbir şeyi düşünmemiş olması Eszter'i dünyaya düşman etmiştir. Keza çevresindeki insanlara karşı da bu düşmanlık, öfke yansımış ve o bu duygularla ayakta kalmıştır. Karakterimiz bu zorlu koşullardan çıkıp önemli yerlere gelmiş bir oyuncu olsa da bu geçmiş günleri içinden bir türlü atamamış ve geride bırakamamıştır. Yazarı muazzam bir karakteri yaratmış olmasından dolayı tebrik etmek gerekir.
Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Eszter çok başarılı bir aktris olmuş olsa da hayatı boyunca -çocukluğundan gelen- yalnızca bir kişiye, Angéla'ya duyduğu takıntılı bir kıskançlık ve nefretle yaşamıştır. Angéla, Eszter'in köyünde zengin bir ailenin kızı ve yokluk nedir bilmeyen, bir prenses olarak büyüyen bir kızdır. İstediklerinin olması o kadar olağandır ki bir yavru ceylanı bile olmuştur. Angela, Eszter'in gözünde her zaman ulaşılmaz, mükemmel ve kıskanılacak bir figür olmuştur. Eszter, Angéla'nın gölgesinde kalmış hissinin ve ona karşı duyduğu saplantılı
Yavru CeylanMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 2022676 okunma
Bir doktora tezi roman gibi nasıl okunur demeyin. Gayet de güzel okunuyor. Bu roman birtakım değişikliklere uğramış olsa bile çok rahat okunan bir doktora tezi. Louis Ferdinand Celine'in doktora tezi için Ignaz Philipp Semmelweis'ı odağına alması sonucunda ortaya çıkan bir eser. Kitap, buluşu çok sonraları değer görmüş bir bilim adamının yaşamının nasıl bir yöne gittiğini anlatıyor. Kalıplaşmış fikirlere ve bu fikirlerin üzerine kurulmuş olan kurumlara karşı bir bilim adamının direnişini ve kaybedişini okuruz aslında. Birtakım zümreler tarafından hor görülen bir doktorun yitip giden hayatı anlatılır. Semmelweis aslında erken öten bir horoz olmuştur tıp tarihinde.
Çözüm bazen çok kolaydır ama çözümün kolaylığı alay konusu olabilir. 19. yüzyıl Viyana'sında kadınların doğum sonrası yüksek ölüm oranıyla lohusalık hummasından ölmesinin de çözümü aslında basittir. O da el yıkamaktır. Macar doktor Semmelweis hastalığın nedenini olarak doktorların ve tıp öğrencilerinin kadavralarla çalıştıktan sonra ellerini yıkamaması olarak tespit eder ve çözüm olarak da sabunla el yıkamayı önerir. Her ne kadar bu çözüm başarılı olsa da tıp camiası tarafından küçük görülür.
Bilimde geçmiş zamanlarda bu çok yaşanmış ve yeniliklere karşı başlangıçta hep bir direnç olmuştur. Semmelweis da bu dirençle karşılaşmış bir dahidir. Kendisi bunu takıntı haline getirdiği için de giderek yalnızlaşmış ve dışlanmıştır. Kitapla ilgili yorumlarda işbu kitabın yazarın büyük eseri Gecenin Sonuna Yolculuk'un izlerini taşıdığı yazıyor. Sade ve akıcı bir dille yazılan tez-roman tarzındaki bu eseri tavsiye ederim. İyi okumalar.
SemmelweisLouis Ferdinand Celine
SemmelweisLouis Ferdinand Celine · Jaguar Kitap · 2024210 okunma
Son yıllarda çeviri edebiyatta çok fazla eserin çıkması tercih bakımından biz okurları zorluyor. Bu manada verilen ödüller bu tercihi yaparken bize yardımcı oluyor. Esere verilmesi bakımından Man Booker Ödülleri bu anlamda biz okurlara iyi kitaplar sunabiliyor. Dolunay Kadınları da bu anlamda biz okurlara göz kırpmaktadır. Kişisel olarak kitabı okuma isteğim kitabın ödül almasının yanında Doğu'yu ve Doğu'da yaşamı okuma isteğimden doğdu. Ayrıca birden fazla kuşağın anlatıldığı romanlar da özel tercih nedenlerimden biri. Özellikle anti-demokratik yöntemlerle yönetilen ülkelerde arka planda kalan çocukların, kadınların hikayelerini okumak çok etkileyici oluyor.
Roman, Umman’ın değişen toplumsal yapısını, Meyye, Esma ve Havle isimli üç kız kardeşin yaşamı üzerinden anlatır. Geleneksel değerlerle modernleşme arasında sıkışmış bireylerin hayatına ve ülkenin tarihsel dönüşümüne ışık tutar. Bu anlamda Cumhuriyet sonrası modernleşen Türkiye'yle de benzerlikler kurabilirsiniz. Doğu toplumlarının modernleşmesi bu tip hikayeler ortaya çıkarmaktadır. Benzer bir konuyu Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak isimli kitabında da yakın zamanda gördüm.
Umman'ın kölelikle olan yakın geçmişi bugününü de etkilemekte ve bu durumun modern hayat ile çatışması romanda anlatılan temel konulardan biri. Üç kız kardeşin hayatı üzerinden Umman’daki kadının konumu, kölelik geçmişi, sınıfsal yapılar, gelenekler ve özgürlük temaları işleniyor. Meyye, erken yaşta evlendirilen ve acı çeken bir kadındır; Esma geleneksel beklentilere meydan okuyarak eğitimine odaklanır. Havle ise geçmişin anılarıyla boğuşur ve hayata tutunmaya çalışır. Öte yandan değişen erkekliği de yazar çok etkili şekilde vermiş. Meyye'nin eşi Abdullah'ın babası ile mücadelesi, babası gibi olamamasının verdiği eksiklik de güzel aktarılmış. Romanda yer alan
Her Yerde Kan Var isimli bu romanı tarihe ve tarihi romanlara olan merakım nedeniyle okumak istedim. Özellikle de ölümü konusunda şaibeler olan Sultan Abdülaziz ile ilgili bir kurgu eser okumak ilgimi çekti. Romanın çok kısa bir süre içinde geçmesi de bu okumaya çeken başka bir kısım oldu.
Roman, Sultan Abdülaziz'in tahttan hal edilmesi, tahta Sultan V. Murat'ın tahta çıkarılması ve V. Murat'ın psikolojik sorunları nedeniyle görevini yerine getirememesi ve Sultan II. Abdülhamit'in yükselişini kısa bir dönem içerisinde anlatıyor. Günümüzde dahi en çok tartışılan figürlerden biri olan Sultan II. Abdülhamit'in nasıl bir dönemin üzerine tahta geldiğini, siyasi iktidarının da bu olaylardan nasıl etkilendiğini anlamak bakımından romanı önemli buldum. Kitabın yazarı Ayşe Kulin'in de dediği gibi romanlar birer sosyal tarihtir ve dönemi ve insanının fikir dünyasını anlamak bakımından romanlar önemlidir.
Eserde Adile Sultan, Sultan V. Murat, Pertevniyal Valide Sultan,Damat Nuri Paşa, Şevkefza Valide Sultan, Sadrazam Avni Paşa gibi o tarihin önemli figürler yer almakta ve bu figürlerin yanına kurgu karakterler de dahil edilerek döneme ve padişahın hal edilmesine yönelik birden fazla bakış bize veriliyor. Bu anlamda da kurgusunun iyi olduğunu düşünüyorum. Lakin bu kadar çok karakter geçişi esnasında konu biraz dağılabiliyor. Bir diğer eleştirim de kurgusunun sağlam olmasına rağmen kitabın anlatımının çok tarihi bir metin gibi gelmesinden kaynaklanıyor. Karakterlerin duygu durumlarının daha derinlemesine anlatılmasını beklerdim.
Taht mücadelesi, saray içi entrikalar, saraydaki kadın muktedirlerin rekabetini Osmanlı Tarihi içinde çok acı bir olayın arka planında okumak için iyi bir roman olduğu kanaatindeyim. İyi okumalar. Her Yerde Kan VarAyşe Kulin