İnsanın, sevmeyi öğrenmesi gerekir; iyi biri olmayı da. Hem de gençliğinden itibaren.
Eğer eğitim ve şans bize bu duyguları yaşama ve uygulama fırsatı vermezse, ruhumuz yavaş yavaş kurur.
Sevgi dolu insanların bu hassas icatlarını anlamak için bile yetersiz hâle geliriz.
Aynı şekilde, layıkıyla nefret edebilmek için de nefretin öğrenilmesi ve beslenmesi gerekir.
Aksi hâlde, onun tohumu da zamanla ölür.
Aynı şekilde, onlar düşlerini anlatanlara da kızıyorlardı. Çünkü düşler, onların gerçeklik duygularına aykırıydı. İşin kötüsü, kendi gerçeklik duygularına “gerçeğin ta kendisi” gözüyle bakıyorlardı. Alışık oldukları ve şaşırtıcı bulmadıkları her şeye “gerçek” diyorlardı. Oysa gerçek dışı olanın tanımı da belki tam olarak buydu. Çünkü dünyanın kendisi, bir mucize olarak, düşlerden katbekat daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcıydı.