Nihayet şu kanaata vardım ki, ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur. Hürriyet aşkı, -haydi Halit Ayarcı'nın sevdiği kelime ile söyleyeyim, nasılolsa beni artık ayıplayamaz, kendine ait bir lügatı kullandığım için benimle alay edemez!-bir nevi snobizmden başka bir şey değildir. Hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik, o sık sık gelişlerinden birinde adamakıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık. Ne gezer? Daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur. Ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. Kıraat kitaplarında birkaç manzume, resmi nutuklarda adının anılması kafi geliyor.
Güneş soğuduğunda
Bereket yeryüzünden uçup gitti.
Ve çayırlar kurudu ovalarda,
Ve balıklar kurudu denizlerde,
Ve toprak
Ölülerini kabul etmez oldu.
Gece rengi solmuş pencerelerde durmaksızın,
Birikip taşan kuşkulu bir hayaldi.
Ve yollar,
Sonlarını karanlığa bıraktılar.
Kimse aşkı düşünmez,
Kimse fethi düşünmez oldu.
Ve hiç kimse
Hiçbir şey düşünmez oldu artık.
Yalnızlığın mağaralarında kan, esrar ve afyon kokuları yayarak beyhudelik doğdu dünyaya.
Gebe kadınlar, başsız çocuklar doğurdular.
Ve beşikler, utançlarından mezarlara sığındılar… Furuğ Ferruhzad
“Hürriyyet-i mutlakanın hakiki mümessil ve müdafilerini diğer insanların arasında aramak hatadır.”
“Kendi kendine, dağ başında, bir can yaşayabiliyor musun? İşte o zaman hürsün. İnsan kardeşlerinden bir teki yanına geldiği günü hürriyetini kaybedersen…”
“Akıllı, kuvvetli milletler zayıf ve akılsızları daima kendi menfaat maktelleri üzerinde kurban edeceklerdir… İnsanların adalet ve idare kanunları ne kadar tebeddül etse tabiatin bu ebedî vahşeti hiç değişmez.”