Başka Bir Âlemde En Büyücü Hâlinle
Her şey yanık bir ekmeğin mucize yoluyla düzeltilmesiyle başlamıştı.
The Familiar — Türkçedeki adıyla İfrit — benim için bitirmesi beklediğimden çok daha zor bir kitap oldu. Bunun nedeni kitabın gerçekten zor bir metin olması mıydı, yoksa benim zihnümün bu ara fazlasıyla kalabalık olması mı, doğrusu emin değilim. İçinde yer yer keyifli anekdotlar barındırsa da kitabı kapattığımda geriye kalan duygu hayal kırıklığına daha yakındı. Sanırım bu, benim bu dönemde okumam gereken kitap değildi.
Bu noktadan sonrası spoiler içerir.
Romanın kurduğu çerçeve aslında oldukça cazip: Engizisyon gölgesindeki bir dünyada mucizeler, inanç ve büyü arasında sıkışmış bir hikâye. Ana karakterimiz Luzia, bir hanede bulaşıkçılık yapan genç bir kadın. Annesinden miras kalan küçük Yahudi büyüleri sayesinde gündelik hayatın kırıklarını onarabilmektedir: bir elmayı çoğaltmak, yırtık bir elbiseyi tamir etmek ya da yanmış bir ekmeği yeniden iyi pişmiş hâline döndürmek gibi küçük, masum mucizeler.
Ancak mucize her zaman masum kalmaz.
Ev sahibesi Valentina’nın bu yeteneği fark etmesiyle birlikte Luzia’nın küçük büyüleri bir gösteriye dönüşür. Kısa sürede ünü yayılır ve İspanya’da kralın yeni mucizecisini seçmek için düzenlenen yarışmaya katılması için güçlü bir asilzadenin himayesine girer. Bir önceki mucizecinin kaderi ise bu dünyanın ne kadar acımasız olduğunu çoktan göstermiştir: Bir deniz felaketini önceden görmesine rağmen Engizisyon zindanlarında çürümekten kurtulamamıştır.
Bundan sonrası, Luzia’nın eğitim sürecinde ona eşlik eden hizmetkâr ruh Santángel ile kurduğu ilişki ve bu ilişkinin doğurduğu felaketlerdir.
Teoride bu hikâyenin birçok katmanı var: inanç, güç, sınıf, mucize ve korku. Fakat romanın en büyük sorunu tam da burada başlıyor. Bu