Kitap yorumuna geçmeden önce yazarın edebi şahsiyetini birkaç cümle ile tanıyalım. Çehov, modern öykünün kurucularından ve başarılı isimlerinden biridir. Durum hikâyesinin ilk temsilcisi olması sebebiyle bu hikâyeye Çehov tarzı hikâye de denir. Bu öykünün özelliği günlük yaşamın herhangi bir kesitini anlatmasıdır. Olaylardan çok duygu, düşünce ve hayâllere yer verilir.
Altıncı Koğuş eseri bir akıl hastanesinde geçer. Kitapta bu koğuşta yatan herkes sırayla anlatılırken yazarın odaklanmamızı istediği kişi Ivan Dmitriç’tir. Bunun sebebi ise Ivan’ın diğer hastaların aksine iyi bir eğitim görmesi ve içinde yaşadığı berbat koşullara karşı çıkabilmesidir. Altıncı Koğuş’un doktoru Andrey Yefimıç ise hastaların yaşadığı bu kötü şartların farkında olup bunları görmezden gelir. Eserde, Ivan Dmitriç ve Doktor Andrey Yefimıç’ın okuyucuyu düşünmeye sevk eden ve derin felsefi izler bırakan diyalogları mevcut. Bu diyaloglarda adalet, kötülük, insan psikolojisi gibi birkaç kavram yer alıyor.
Kitabın arka kapağında da yazdığı üzere yazar, Doktor Andrey’i ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınına benzetmektedir. Rus politikacı Lenin’in de yapıtı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, “Kendimi Altıncı Koğuş’a kapatılmış gibi hissettim.” dediği rivayet edilir.
Peki, tavsiye ediyor muyum? 68 sayfada hayata bakış açısında içinde bulunulan koşulların etkili olduğunu, bunca felsefî görüşü, akıllılık ile delilik arasındaki ince çizgiyi sığdırabilmiş bir eser. Kesinlikle, okumanızı tavsiye ediyorum.