Otonom sinir sisteminin tabiattaki dengesini insanda görememe nedenimizin, onun aşırı gelişmiş zihinsel yetenekleri olduğunu hemen fark edebiliyoruz. Zihinsel ve psikolojik olarak stres üretebilen tek canlı olduğumuz için, stresi yönetmek zorunda kalan tek canlı da biz oluyoruz. Bu durum sadece bizi strese sokmakla kalmıyor; bedenimizi ve beynimizi de uzun dönemde son derece olumsuz etkileyerek hem zihin hem de beden sağlığımızı tehdit eden en önemli sağlık sorunlarından birisi haline geliyor
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Diyelim ki âcilen çözmeniz gereken bir sorununuz var ve bu sırada rotanız bir müzeden geçmeyi gerektiriyor. Mesela Paris’teki Louvre Müzesi’nin içinden geçiyorsunuz. Siz müzede aceleyle yürürken içeride paha biçilmez nice eser gözlerinizin önünden birer birer kayıp gider. Bu sırada Mona Lisa’nın yanından geçseniz bile durup bakabilir misiniz? Bakamazsınız, çünkü o anda gündemde acil bir durum vardır.
Durup o tablonun güzelliğini yaşayabilmek içinse zihniniz orada ve o anda bulunmalıdır. Dolayısıyla bilim de felsefe de böyle başlayabilir. İnsanlar tabiatı deneyimlerken o anda ve orada ne olduğunu sorarlar. Bilim ve felsefenin genellikle “refah toplumlarının” işi olması belki de bu yüzdendir... Çünkü çoğunlukla çözmesi gereken hayatî sorunların arasında koşuşturarak yaşayan bir insanın durup da bir şeyleri derinlemesine tetkik etmesi ne yazık ki pek mümkün olmaz.
Sürekli olarak yapılan, tekrarlanan davranışlar beyinde hangi devrelerle kontrol ediliyorsa o devreler zamanla kalınlaşıp güçlenir ve çalışmaları otomatikleşir. Bununla birlikte, kullanılmayan davranış kalıplarına ait devreler ise zamanla ayrışır, dağılıp ortadan kalkar yahut bir hayli zayıflar.