(Paris'te, Champs-Elysees'de 1813 Leipzig savaşı sonrası)
"Yarı çıplak Kazak atlıları bellerinde silahlarıyla, uzun boylu Rus İmparatorluk Muhafızları'nın yanında eşek arısı gibi göbeğe çimdik atıyorlardı.Temiz traşlı suratlarıyla İngiliz subayları, şişman Avusturyalılar ve düzgün giyimli Prusyalı askerler, ok ve yaylarıyla zincir zırhları içinde Tatarlarla birlikte sokakları doldurmuştu. Öylesine bir zafer aurası yayıyorlardı ki bu her Parislinin içinden lanet okumasına yol açıyordu."
"Doğa, yaşayan bir bütündür, ölü bir küme değil" diyordu daha sonra. Tek bir yaşam taşların, bitkilerin, hayvanların ve insan soyunun üzerine dökülmüştü. Bu "kendisi aracılığıyla yaşamın her yere dağıtıldığı evrensel bolluk" idi ve en çok Humboldt'u etkiliyordu. Atmosfer bile gelecek yaşamın çekirdeklerini taşıyordu: polen, böcek yumurtaları ve tohumlar. Hayat her yerdeydi ve bu organik güçler durmadan iş başında, diye yazıyordu."
Her Şarkının götürdüğü yer başka.
Hepsi başka başka sinmiş içime.
Biri, Büyükdereye götürüyor,
Biri on altı yaşımın Kadıköyüne.
Kimse sevgimi bilmez şarkısı
Eskiden ağlatirdi beni,
Şimdi düşündürüyor.
I
Yalnız kaldınız sanırsınız,
Biliyorum.
Yalnız bırakılmışsınız,
Biliyorum
Ötesi yok.
II
Ötesi var;
Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanın kendine mektup yazması
ve dönüp-dönüp onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.