"Bir devlet hiçbir zaman yok olmaz, en fazla bir başkasına yer açmak için toplumsal yapısı çözülür. Devletin kendisi her zaman baki kalır, onu oluşturan ulus ölse bile. Çünkü o zaman başka bir tanesi gelecektir."
Tanrı çarmıha gerilmiş, asılı. Ölmüş.
Meryem ağlıyor, Yuhanna onu teselli ediyor. Kapkara gökyüzünü bir şimşek yarıyor. Ve sağ ön tarafta miğfer ve zırhlı bir savaşçı duruyor, Romalı Yüzbaşı.
Ve tabloyu öyle seyrederken baba evimi özlüyorum. Yeniden çocuk olmak istiyorum. Fırtına çıktığında pencereden bakmak istiyorum.
Bulutlar alçaldığında, gök gürleyip, dolu yağdığında.
Gün karardığında. Ve ilk aşkım düşüyor aklıma. Onu bir daha görmek istemiyorum.
Eve dön!
Ve üzerinde oturup düşündüğüm bank geliyor aklıma: Ne olmak istiyorsun? Öğretmen veya doktor? Doktordan çok öğretmen olmak istemiştim. Hastaları iyileştirmekten çok, sıhhatli olanlara bir şeyler vermek, daha güzel bir geleceğin inşaası için ufak bir taş vermek istemiştim. Bulutlar dağılıyor, kar gelecek. Eve dön!
Doğduğun eve dön. Dünyada hâlâ ne arıyorsun? Mesleğim artık beni mutlu etmiyor.
Eve dön!
Sonuç olarak, kuşkusuz mükemmel bir keşif, diye geçiriyorum içimden ve birden, bulunduğumuz şu zamanda, en eski bilgeliklerin ilk kez kullanılan sloganlar gibi ne kadar sık önümüze getirilip servis edildiğini yeniden fark ediyorum. Yoksa bu hep böyle miydi? Bilmiyorum.