Tanrı çarmıha gerilmiş, asılı. Ölmüş.
Meryem ağlıyor, Yuhanna onu teselli ediyor. Kapkara gökyüzünü bir şimşek yarıyor. Ve sağ ön tarafta miğfer ve zırhlı bir savaşçı duruyor, Romalı Yüzbaşı.
Ve tabloyu öyle seyrederken baba evimi özlüyorum. Yeniden çocuk olmak istiyorum. Fırtına çıktığında pencereden bakmak istiyorum.
Bulutlar alçaldığında, gök gürleyip, dolu yağdığında.
Gün karardığında. Ve ilk aşkım düşüyor aklıma. Onu bir daha görmek istemiyorum.
Eve dön!
Ve üzerinde oturup düşündüğüm bank geliyor aklıma: Ne olmak istiyorsun? Öğretmen veya doktor? Doktordan çok öğretmen olmak istemiştim. Hastaları iyileştirmekten çok, sıhhatli olanlara bir şeyler vermek, daha güzel bir geleceğin inşaası için ufak bir taş vermek istemiştim. Bulutlar dağılıyor, kar gelecek. Eve dön!
Doğduğun eve dön. Dünyada hâlâ ne arıyorsun? Mesleğim artık beni mutlu etmiyor.
Eve dön!
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sonuç olarak, kuşkusuz mükemmel bir keşif, diye geçiriyorum içimden ve birden, bulunduğumuz şu zamanda, en eski bilgeliklerin ilk kez kullanılan sloganlar gibi ne kadar sık önümüze getirilip servis edildiğini yeniden fark ediyorum. Yoksa bu hep böyle miydi? Bilmiyorum.
Düşüncenin her türlüsünden nefret ediyorlar.
İnsanlar umurlarında değil! Makine olmak istiyorlar; vidalar, çarklar, pistonlar, kemerler... ama makineden de çok cephane olmak isterlerdi: Bombalar, şarapneller. Herhangi bir savaş alanında geberip gitmeyi ne çok isterlerdi! Bir savaş anıtının üstündeki isimleri onların tek ergenlik hayali.