Bütün hayatında sevgiye susamıştı. Vücudu sevginin hasretini çekmişti. Bu varlığının organik bir isteğiydi. Ama yine de bunsuz yapabilmiş ve kendini bu yolda pekiştirmişti. Sevgiye ihtiyacı bulunduğundan haberi olmamıştı..
Gözler mi hâlâ unutulmayan dudaklar mı
Kahreden düşünceyi burgu burgu oyan ne
Rüya gibi ansızın giden kim, kaybolan ne
Doyulmaz geceler mi alevden şafaklar mı
Orda nasıl geçerdi günler nasıl doluydu
Saatler ilerlemezdi içinde zamanın
Gözlerden geçerek akıp giden bir rüyanın
Hiç eksilmeyen rengi ve kokusu o muydu
O muydu önce özleten, sonra yaşatan
Ve şimdi o mu ortasında karanlığın
Yokluğu zamanı bir duvar gibi kuşatan
Ağlayın bir aşkın altında ezilmişlere
Özleyenlere, o çok sevenlere ağlayın
Ey terk edenler ağlayın terk edilmişlere
Ne bu tükenmişliğimiz daha dün yenilenmişken
Bu bezginliğimiz, eski çağlardan arta kalmış
O köhne zaman şimdi yitirdiğimiz mi
Nerede o sabırlı ellerle gökyüzüne işlediğimiz nakış
Karanlığımız sönmüşlüğümüzden mi nedendir
Bizi mıhlayan bu duvarlara hangi göz hangi nakış
Yorgun bir el açar şarkısızlığımıza perdeleri
Sallanır yalnızlığında rüzgarın bir ince kamış
Şimdi o adam var yaşamış çokçasına
Saçları, sakalları, bütün kılları uzamış
Beklediği ne iyilik ne merhamet Tanrı'dan
Perde iniyor artık, bir kıyamet alkış