Memluklular devrindeki Mısır’da aynı inancı paylaşanların birbirleriyle savaşması yasaklandığından, garip karşılanacak bir askeri kölelik kavramından söz edilebilir:
Son olarak da samuray Japonyası’nda, varolan sosyal yapının bozulmaması için savaş
tekniklerinin geliştirilmesinin yasaklanmasıdır.
Kökleri ta Sumner ve Boaz gibi sosyologlara ve onların Ruth Benedict ve Margaret Mead gibi öğrencilerine dayanan kültürel rölativizm görüşleri, 20. yüzyılın ikinci yarısında özellikle ABD'deki zenci kültürünü yüceltme çabalarıyla ve Michel Foucault'nun bilimin
aslında bir güç aracı olduğu ve yalnızca bunun için yapılıp kullanıldığı konusundaki görüşlerinin Edinburgh'dan Frankfurt'a kadar pek çok sosyoloji ekolü içerisinde kök salması sonucu uygar dünyada da ciddi bir dinleyici kitlesi buldu. Bu görüşlerin toplu
olarak "akademik sol" adı altında birleştirilen tüm taraftarları, bilimin dinden, büyüden, tılsımdan veya falcılıktan farklı olmadığını, bu nedenle bilime tanınan büyük otoritenin temelsiz ve hatta tehlikeli olduğunu ve mutlaka politik kontrol altına alınması gerektiği gibi görüşleri bilimsel ortamlarda da savunup üniversitelerde okutmaya başladılar.
Çünkü halk dediğimiz o kütle, tarihin hiçbir döneminde bilimi anlayamamıştır da ondan. En gelişmiş bilim ülkesi diye imrendiğimiz Amerikan halkının ezici ekseriyetinin içinde yüzdüğü cehalet her gün Amerikan gazetelerine bile konu olmaktadır. Koskoca Amerikan Cumhurbaşkanı hiç çekinmeden tanrının kendisine "görev verdiğini" televizyonlardan ilan etmekte hiçbir beis görmemektedir.
Will Durant der ki, "İnsanlığın refah ve emniyeti jeolojiye bağlıdır ve jeolojik şartlar önceden bilgi verilmeksizin değiştirilebilir. " Biz bir gezegenin üzerinde yaşıyoruz ve bu gezegenin bize sağladığı bir yaşam ortamı var. Diğeri de, gezegenimizden elde ettiğimiz refah ve emniyetimizi ilgilendiren su, hava ve besinimizi çıkardığımız toprak gibi maddeler. Bütün bunlar jeolojinin konusu içindedir. Ve Will Durant'ın dediği gibi, doğa, bunları bize haber vermeden aniden değiştirebilir. Bizim yapmak istediğimiz, "bu değişimleri önceden kestirebilir miyiz, dolayısıyla refah ve emniyetimizi bir şekilde garanti altına alabilir miyiz?" sorusunun yanıtını bulmak. Jeolojinin şu anda insan toplumları açısından en önemli görevi bunları gerçekleştirmektir.