Ricky

"Yürüyüş yapmak ister misin?" diye sordu. "Ne? Yürüyüş mü? Nereye?" "Oraya." Kolunu dağlara doğru kaldırdı. "Ne var orada?" "Hiçbir şey." Aralarında bir sessizlik daha oldu. "Sana bir içki ısmarlarım," dedi Arap. Sonra hemen ardından, "Adın ne?" diye sordu. "Jean," dedi Port. Arap bu adı iki kere tekrarladı. Sanki ne anlama geldiğini dü­şünüyordu. Parmağını kendi göğsüne vurarak, "Ben İsmail," dedi. "Ee, gidip içki içiyor muyuz?" "Hayır." "Neden?'' "Canım istemiyor." "Canın istemiyor. Ne yapmak istiyor canın?" "Hiçbir şey."
Reklam
Oysa şimdi tam ter­sine, çocukça bir zafer duygusu hissediyordu. "Kötü müyüm ben... Kötüysem ne olmuş!" Masalarda oturan birkaç kişi sessizdi ama konuştukları zaman kentin üç dili birden duyuluyordu: Arapça, İs­panyolca ve Fransızca.
Müslümanlar mı, yoksa Hıristiyanlar mı; bilmezler. Tek bildikleri para. Onu bulunca da istedikleri sadece tıkınmak.
"Söyleyeyim sana ne olduğunu. Kiralık Nişanlı adlı Arapça bir film." "Başlığın altında öyle yazılıydı." "İnanılmaz bir şey." "Biliyorum."
"Ce n'est pas du vrai Pernod?"* "Si, si, c'est du Pernod,"** dedi garson.
*Fr Gerçek Pernod değil mi bu? **Fr Evet evet, Pernod.·Kitabı okudu
Reklam