"Yürüyüş yapmak ister misin?" diye sordu.
"Ne? Yürüyüş mü? Nereye?" "Oraya." Kolunu dağlara doğru kaldırdı.
"Ne var orada?" "Hiçbir şey." Aralarında bir sessizlik daha oldu.
"Sana bir içki ısmarlarım," dedi Arap. Sonra hemen ardından, "Adın ne?" diye sordu.
"Jean," dedi Port.
Arap bu adı iki kere tekrarladı. Sanki ne anlama geldiğini düşünüyordu. Parmağını kendi göğsüne vurarak, "Ben İsmail," dedi.
"Ee, gidip içki içiyor muyuz?"
"Hayır."
"Neden?''
"Canım istemiyor."
"Canın istemiyor. Ne yapmak istiyor canın?"
"Hiçbir şey."
Oysa şimdi tam tersine, çocukça bir zafer duygusu hissediyordu. "Kötü müyüm ben... Kötüysem ne olmuş!" Masalarda oturan birkaç kişi sessizdi ama konuştukları zaman kentin üç dili birden duyuluyordu: Arapça, İspanyolca ve Fransızca.