Bırak kalsın masada ekmek,
testide su
Ayna puslu, pencere camı kirli
Bırak kalsın saçların dağınık, gözlerin uykulu.
Saksıdaki çiçek susuz, kedi yalını bekler bir köşede
Bırak kalsın meyve ağaçta, kırlangıç havada
Dama düşen ince yaz yağmuru...
Yoruldun artık, bütün gün didinip durdun
Toprak bile, gök bile, deniz bile bir yerde yorulur Bırak kalsın süpürge duvarda,
sabun kovada
Anne, gel yanıma otur.
Bir trenin camlarında uzayıp giderken dünya
Yakalanmayan görüntüler mutluluklardır belki
Acılarsa, uzun uzun beklenilen istasyonlara benzer
İki uzaklık arasındadır her insanın tarihi...
Gitsem bütün akşamlar geç, sabahlar erken Kalsam bu kent alnıma yeni çizgiler ekler
Akıp giden her suya akma isteği midir bu?
Açan her çiçeğe açmak mı gelir içimden?
Oysa acılarımızdır birbiriyle çarpışan yaşam boyu
Mutluluklarımızdır, cephe gerilerinde bekleyen.
Her ayrılık belki de bir kaçıştır kendimden
Bırakıp gitmelerin durulduğu bir yer yoksa da
Düşlerimde yollar tozar, denizler köpürürken
Artık bu kent de bir ayrıntıdır olsa olsa...
Bir uçurum dolar ya kendi derinliğiyle
Bir deniz o deli mavisiyle birdenbire barışır
Ben öyle, yetiniyorum bu yaşamla işte
Son dizesi yazılmamış o tufan şiirlerinin Burukluğu her ne kadar kaldıysa da içimde
Yaşamın anlamı nedir diye sorular sormanın bir yararı olmadığına karar verdik; çünkü yaşam bir yanıt değil, bir sorudur ve yaşamın yanıtı siz, kendinizsinizdir.