Hakan Günday’ın Kinyas ve Kayrası, benim için sadece bir roman değil, bir yolculuk gibiydi. Okurken sanki iki yabancının değil de, uzun zamandır tanıdığım iki dostun iç dünyasına tanık oldum. Kinyas ve Kayra’nın hayat karşısındaki öfkesi, yalnızlığı, umutsuzluğu… hepsi bir şekilde bana dokundu.
Kitapta öyle cümleler var ki, okurken insanın içine işliyor. Bazen durup düşündüm, bazen kendi hayatımı sorguladım. Çünkü aslında bu roman, sadece iki karakterin hikâyesi değil; bizim de içimizde taşıdığımız karanlıkların ve umutların bir yansıması.
Her sayfada biraz daha fark ettim ki, hayat bazen acımasız, bazen anlamsız görünebilir ama bu yolculuğun içinde küçük de olsa bir özgürlük, bir umut kırıntısı hep var. Kinyas ve Kayra’nın hikâyesi tam olarak bunu hissettirdi: En karanlık anlarda bile insan, kendine karşı dürüst olduğunda bir ışık bulabiliyor.
Bu kitabı bitirdiğimde içimde hem bir hüzün hem de garip bir huzur kaldı. Kinyas ve Kayra, insanın ruhuna dokunan, kapattıktan sonra bile zihninde yaşamaya devam eden bir roman.