Anlamsızlığımıza anlam katma uğraşı verdiğimiz hayatın ince bir kolunu işgal eden bedenim ve zihnimin mührüne okuduğum kitaplarda rastlamaya çalışıp, kendini her defasında yeniden tanıyıp hayret ederek ışığa yürüyen biri.
Dönsek keşke duvarın ardındaki saklı gerçeğe...Herseyin sorumlusu olup yıkılmaz duvarın arkasında sinsice saklanarak ona biat edenlerin hayatını emerek büyüyen canavara...Neyseki o duvar er geç ardındaki inançlar gibi yıkılacak ve yarattığımıza tapınmaktan geri duracağız nihayet...Ya da yerine yeni bir yük koyup uzaklaşacağiz o odanın karanlığından.
Bulamadım içimdeki yalnızlığa el verecek gücü kendimde...Birlikte ama uzakta aynı sancıyı kuytu köşelerde yaşıyoruz sanki. Belki de kendime iyi gelmiyorumdur bu vakitlerde belli olmuyor tavırlarım...Belki de sana ihtiyacım var el uzatacak kalbime.
Renklerimiz birebir tutup kaynaştığında hiçbir yer karanlık değil, hayat umutsuz bakamayacak kadar rengarenk ışıldar ışıl ışıl birbirimize aşkla bakan gözlerimize...
Vakti geldi zamanı durdurmanın...Her şeyin muazzam şekilde yerine oturduğu ama her an yitip gidecekmiş gibi hissettiren anlardayım...Keşke hiç bitmese ya da yaşayacağım her şey bu anda kalıp sonsuzluk hissiyatı verecek kadar hapsetse kendini.
Durdurak bilmeden yayılan yaşattığı duyguyla çelişircesine coşkulu bir huzur hissi kaplıyor heryeri. Belki de bana öyle geliyordur nereye baksam gördüğüm yaşam izlerinde olduğu gibi. Nedir önceki günlerden farklı kılan dünyayı, sadece bendeki senden kalan hiç gitmeyecek izler mi...