Herkese Merhaba, bugün Tori Bovalino’nun yazmış olduğu Boğazım açık bir Mezar adlı romanını inceleyeceğiz.
Ters köşe edici bir romandır kendileri. Sonunda dumur oluyorsunuz.Yani istemsiz ben bi yuh artık bu da ne? dedim.Heyacanlı bir konusu var. Ben okurken film sahneleri belirdi gözümün önünde. Bu sayede bir oturuşta biter diyebilirim.Benim öyle olmadı ama beni tanıyanlar bilir,eskiden olsa yutardım ama çocuktan önceydi o.
Ancak akıcı olsa bile,biraz yüzeysel gibi geldi bana. Yani daha da detaylandırılabilinir,daha aksiyonlu hale getirilebilirdi.Daha dolu bir roman okumak isterdim. Asla kötü demiyorum. Ama beni doyurmadı.
Leah,Winston’da ailesi ile yaşayan bir kız,her pazar kiliseye gider, okula gitmediği zamanlarda çalışır ve küçük kardeşi Owen’a bakar. Winston’daki her kız gibi o da düzgün, iyi ve kutsal biri olmaya çalışır çünkü öyle olmak zorundadır. Eğer öyle olmazsa Ormanın Efendisi onu alacak ve kendisinden önceki pek çok kız gibi Leah da ortadan kaybolacaktır.Leah’ın annesi ile arasında bir takım sorunlar mevcut. Anne kalabalık bir aile kurma hayali varmış,lakin bu gerçekleşmemiş ne yazık ki. Leah ve Owen’dan başka çocuğu olmamış.
Bir gün,annesi iş için çıkıyor ve eve geç dönmek zorundadır. Owen 9 aylık bir bebek olduğu için ablasına emanet eder. Ancak yıllardıe süregelen bir efsane vardır. Ormanda kehribar gözlü bir Efendi varmış ve çocukları kaçırır,onları yer veya tarikatlarında büyütürmüş.(sanılangerçek)Çaldığı bebeklerin yerine çalı çırpı veya bir buz bırakırmış. O gece Owen’da olduğu gibi.. Kardeşini kaybettiği içşn annesi Leah’a öfke kusmasını anlayamadım. Böyle lanetli bir yerde yaşıyorsan bunuda göze alacaksın! Abla sanki çok büyükmüş gibi kızıyor bir de annesi. Gözünden ayırmama gibi bir durum söz konusu olabilir mi?Owen’ı bulacaksın tabii ki diyor
Herkese Merhaba, bugün Tori Bovalino’nun yazmış olduğu Boğazım açık bir Mezar adlı romanını inceleyeceğiz.
Ters köşe edici bir romandır kendileri. Sonunda dumur oluyorsunuz.Yani istemsiz ben bi yuh artık bu da ne? dedim.Heyacanlı bir konusu var. Ben okurken film sahneleri belirdi gözümün önünde. Bu sayede bir oturuşta biter diyebilirim.Benim öyle olmadı ama beni tanıyanlar bilir,eskiden olsa yutardım ama çocuktan önceydi o.
Ancak akıcı olsa bile,biraz yüzeysel gibi geldi bana. Yani daha da detaylandırılabilinir,daha aksiyonlu hale getirilebilirdi.Daha dolu bir roman okumak isterdim. Asla kötü demiyorum. Ama beni doyurmadı.
Leah,Winston’da ailesi ile yaşayan bir kız,her pazar kiliseye gider, okula gitmediği zamanlarda çalışır ve küçük kardeşi Owen’a bakar. Winston’daki her kız gibi o da düzgün, iyi ve kutsal biri olmaya çalışır çünkü öyle olmak zorundadır. Eğer öyle olmazsa Ormanın Efendisi onu alacak ve kendisinden önceki pek çok kız gibi Leah da ortadan kaybolacaktır.Leah’ın annesi ile arasında bir takım sorunlar mevcut. Anne kalabalık bir aile kurma hayali varmış,lakin bu gerçekleşmemiş ne yazık ki. Leah ve Owen’dan başka çocuğu olmamış.
Bir gün,annesi iş için çıkıyor ve eve geç dönmek zorundadır. Owen 9 aylık bir bebek olduğu için ablasına emanet eder. Ancak yıllardıe süregelen bir efsane vardır. Ormanda kehribar gözlü bir Efendi varmış ve çocukları kaçırır,onları yer veya tarikatlarında büyütürmüş.(sanılangerçek)Çaldığı bebeklerin yerine çalı çırpı veya bir buz bırakırmış. O gece Owen’da olduğu gibi.. Kardeşini kaybettiği içşn annesi Leah’a öfke kusmasını anlayamadım. Böyle lanetli bir yerde yaşıyorsan bunuda göze alacaksın! Abla sanki çok büyükmüş gibi kızıyor bir de annesi. Gözünden ayırmama gibi bir durum söz konusu olabilir mi?Owen’ı bulacaksın tabii ki diyor