Erkek, kendisine yeterince kadın sunulduğu takdirde, kolayca yılda yüz çocuk meydana getirebilir; kadın ise, istediği kadar çok erkeğe sahip olsun, ikiz ihtimalini hesaba katmazsak, yılda sadece bir çocuk dünyaya getirebilir. Bu nedenle erkeğin gözü hep başka kadınlardadır; kadın ise buna karşılık tek bir erkeğe sımsıkı sarılır: Çünkü doğa onu içgüdüleri gereği ve hiç düşünmeden, gelecekteki doğumun besleyicisi ve koruyucusunu yanında tutup korumaya sürükler. Bundan ötürü erkeğin eşine sadakati yapaydır, kadınınki doğaldır; dolayısıyla da, kadının ihaneti, nesnel olarak, sonuçları bakımından olduğu kadar, öznel olarak doğaya aykırılığı bakımından da erkeğinkinden çok daha az bağışlanabilir bir ihanettir.
Bu bilgi evrimsel biyoloji tarafından çürütüleli çok uzun zaman oldu.. Schopenhauer çoğu kendi dönem felsefecileri gibi, çoğu olguyu sosyolojik perspektiften ele almış..Lakin biyoloji, sosyoloji dinlemez... Bir insan dişisi (ve çoğu hayvan dişisi), en iyi genetik kombinasyonu bulabilmek için poligamik yaşamaya eğilimlidir.. Zira hayvanlar öyle de yaşamaktadır. İnsan dişisinin çoğunlukla öyle yaşamamasının sebebi sosyolojik ve kültüreldir.. Filozof maalesef akla ilk gelen şeyi söylemiş ancak konu bu kadar basit değil..
♛hakan♞kutlu♛ teşekkür ederim detaylı cevabınız için öncelikle.. Bizler bir dişinin en iyi erkeği bulmasından şunu anlıyoruz, kendince bazı kriterleri var, eledi eledi ve yavrusu için en iyi babayı buldu gibi, yani hala sosyolojik algılıyoruz.. Biyoloji ise şöyle çalışıyor, dişi eleyerek maksimum erkekle birleşiyor, sonra yumurtayı döllemek için, içeride spermlerin yarışı başlıyor, ortama bir dişi ne kadar fazla ve çeşitli sayıda sperm gönderebilirse yani alabilirse, genetik olarak en güçlü ve en iyiyi bulma şansı o kadar artar.. Yani bu konuyu evrimsel biyoloji, hücresel düzeyde ele alır.. Bu döngü her yeni yavru için de tekerrür eder. Dişilerin böyle yapmama sebebi, sosyolojiktir.. Çünkü bu durumda yavrunun babası bilinemez, evet en mükemmel gen aktarılır ama insan toplulukları artık eskisi gibi kabile hayatı yaşamadığı ve herkes herkesin çocuğu olmadığı için, yavruya nasıl bakılacak sorunsalı doğar. Yani bu sıkıntı, tarihsel olarak insan topluluklarının avcı toplayıcılıktan yerleşik hayata geçişine denk gelir . Zaten "evlilik" mefhumu da böyle çıkmıştır..
Kur’an’ın esas aldığı devlet ve ekonomi sistemi, devlet otoritesinin kontrol ve yönlendirmesinde, sosyalist yanı ağır basan bir karma sistemdir. Kur’an’ı hakkıyla inceleyenler bu tespitin tartışılmaz bir gerçeğin ifadesi olduğunu kabulde tereddüt etmezler.
Sayfa 108 - Yeni Boyut Yayınları 17. Baskı·Kitabı okudu