- Keşif kolu, dedi, daha hazırlanmamıştı bile. Anadolu lehçesiyle "Amanın arkadaşlar, düşman bombalarıyla geliyor!" diyen bir feryat işittik. Pek heyecanlı bir şeydir Beyefendi, hemen bir aydınlatma tabancasıyla aydınlattığımız o saha üzerinde gördük ki kuvvetli bir Avustralya taarruz kolu ilerlemekte... Neyse, şiddetli bir ateşle bunları siperlerine koyuverdik. Ama harfiyen böyle olmuştur. Fakat bize göklerden gelen tatlı bir hitap gibi bu düşmanı haber veren o meçhul askeri bulmak istedik. Gönderdiğimiz keşif kolu bize şu adamı getirdi.
Muhatabım, kırmızı kenarlı küçük bir siyah defterin lastiğini çıkardıktan sonra:
- Künyesini veriyorum. Vereyim değil mi efendim?
- Evet, evet kaydedeyim.
Ve okudu:
- 47. Alay Kumandanı Şehit Tevfik Bey'in boru neferi, Antalya'nın Kağnıcılar köyünden Sarı İbrahim oğlu Mehmet... İşte bu Mehmet'i, son nefesini verirken getirdiler. Bu nefer, üç gün evvel yapılan büyük hücumda düşman siperlerinin önünde yaralanmış ve gece karanlıklar içinde sürüne sürüne ancak üç günde bizim sipere yaklaşabilmiş... Düşünün, çeşitli yaralardan sonra, birçok tehlikeler arasında gece karanlıklarında siperlerine kadar sürünen bu kahraman çocuk, hayatının son deminde kendine değil, fakat siperdeki arkadaşlarına unutulmaz, büyük bir fedakârlık göstermiş, bize düşmanın baskınını bildirmişti. İşte Beyefendi, Çanakkale muharebelerine hâkim olan sır, burada, bu ölmeyen, bu büyük ruhtadır.