Rüveyda

Rüveyda
@Ru_______
Öğretmen
İstanbul Üniversitesi
İstanbul
Malatya
9 kütüphaneci puanı
3624 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı

Rüveyda

, bir kitap okudu
8/10
·36 syf.··
2025 34. kitabı
Tuğba Coşkuner
9.6/10 · 34 okunma
Reklam
9/10
·48 syf.··
2025 33. kitabı
Recep Bilal Aksu’nun “Rüzgâr Avcısı”, hem çocukların hayal dünyasına hem yetişkinlerin kalbine aynı anda dokunan, ince ve şefkatli bir hikâye. Daha en başta, Centi’nin “evcil hayvanım olsun” isteğiyle düşündüğü seçenekler — fil, deve, timsah, kaplumbağa — öyle tatlı bir abartıyla veriliyor ki, çocuk zihninin sınırsızlığına gülümseyerek tanıklık ediyorsunuz. Ama hiçbirini istemiyor; o çok daha farklı bir arkadaş istiyor: rüzgâr. Centi’nin kavanozlarla, kapanlarla, su tabancalarıyla rüzgârı yakalama çabaları, başarısızlıktan çok bir çocuğun inatla hayal kurma hâlini anlatıyor. Her deneme boşa çıkıyor ama her başarısızlık onu biraz daha büyütüyor. Babasıyla arabada gezerken rüzgâr balonlarını gördüğü o an, hikâyenin kırılma noktası: rüzgâr yakalanacak bir şey değil, geldiğinde karşılanacak bir şeydir. Ve Centi, hayalini güzelleştirerek yeniden kuruyor. Bahçesinde rüzgârgülleri, uçurtmalar, kağıt gemiler, küçük bir su havuzu… Bir çocuğun elleriyle yaptığı “Arkadaşlık Parkı” sadece rüzgâr için değil, birlikte oyun kurmanın ne demek olduğunu hatırlamak isteyen herkes için kuruluyor aslında. Açılış günü söylediği o cümle, kitabın ruhunu taşıyor: “Arkadaşlar birbirinin sahibi olmaz, birbirinin yanında olur.” Bir öğretmen olarak bu cümlenin gücünü hemen hissediyorsunuz; çocukların dünyasında “sahip olmak” yerine “eşlik etmeyi” büyüten çok kıymetli bir fark. Rüzgârın kurdeleyi havalandırdığı sahne ise hayalin gerçekle el sıkıştığı, küçük ama unutulmaz bir mucize gibi. Sümeyye Türk Gün’ün çizimleri, rüzgârın görünmezliğini görünür kılıyor; Centi’nin merakını, kasabanın sıcaklığını ve hikâyenin mizahını sayfalara yayıyor. Bir öğretmen olarak Centi’nin rüzgârı yakalama çabasını okurken, aslında bir çocuğun öğrenme yolculuğunu görüyorum. Sonucun değil sürecin önemli olduğu;
İnceleme
Rüzgar AvcısıRecep Bilal Aksu · Cezve Çocuk · 033 okunma
8/10
·28 syf.··
2025 21. kitabı
Bufalo Hep Sarılmak İstiyor, sevginin en saf hâlini anlatan bir hikâye. Vahşi, güçlü ve iri bir hayvan olan bufalonun kalbinde kocaman bir sevgi var: sarılmak istiyor. Her an, her yerde, biraz daha, azıcık daha… Ama sevgi, bazen karşındakinin hazır olduğu anda anlam bulur. Küçük bufalonun hikâyesi, işte bu dengeyi keşfetmenin hikâyesi. Küçük bufalo annesinden ayrıldığında çok üzülüyor. O kadar çok sarılmak istiyor ki, annesinin bir daha dönmeyeceğinden korkuyor. Anne bufalo, yavrusunun bu kaygısını fark ettiğinde, bir gün ormanda bir taş buluyor ve ona şöyle diyor: “Bu taş sana olan sevgimin simgesi. Nereye gidersen git, yanından ayırma.” Taş, hikâyede güçlü bir sembole dönüşüyor. Anne sevgisinin, güvenin ve bağlılığın somut hâli. Küçük bufalo bu taşla, annesi uzağında olsa bile sevginin bitmediğini, kalpte taşınabileceğini öğreniyor. Artık o taş elindeyken dünya biraz daha güvenli, kalbi biraz daha cesur. Morello, çocukların duygusal dünyasına derin bir sezgiyle yaklaşmış. Hikâyenin dili sade ama içeriği çok katmanlı. Okur, satır aralarında “ayrılık korkusu”, “bağlanma” ve “güven” kavramlarını hissediyor. Juliana Basile’nin yumuşak pastel tonları da metindeki sıcaklığı destekliyor. Kitabın en güzel yanı, sevgiyi sadece sarılmakla sınırlamaması. “Kalbimiz, sevdiğimiz çok uzakta da olsa sevmeyi sürdürebilir” cümlesi, hem çocuklar hem yetişkinler için unutulmaz bir hatırlatma niteliğinde. Çocuk, hikâyenin sonunda şunu sezgisel olarak öğreniyor: Sarılmak, sevginin tek yolu değildir; bazen bir taş, bir bakış ya da bir hatıra da aynı sıcaklığı taşır.
Bufalo Hep Sarılmak İstiyor!Thais Laham Morello · Yapı Kredi Yayınları · 202329 okunma
7/10
·32 syf.··
2025 31. kitabı
Ayşe Çam’ın yazdığı, Zeynep Yıldırım’ın resimlediği Filistin Atlası, çocuk okuruna insan olmanın vicdanlı yüzünü, “hak” kavramını öğretmeden hissettiren bir hikâye sunuyor. Okuldan döndüğünde annesine, “Okula gitmek benim hakkımmış anne, biliyor muydun?” diyen küçük Yağız’ın merakı, hikâyenin kalbini oluşturuyor. Felsefe çemberinde öğrendiği “çocuk hakları” kavramı, onda içten bir sorgulama başlatıyor. Annesiyle konuşurken öğrendikleri, onu bilmediği bir dünyanın kapısına götürüyor: Filistin’e. Yağız’ın kardeşi Kerime’yle birlikte hazırladığı “hediye kutusu”, hikâyenin sembolü. İçine defter, kalem, boya, kitap koyuyorlar; ama asıl değer, o kutuya sığan duygularda gizli. Birlikte annelerinin kitaplığından aldıkları atlası açıyorlar ve sayfalar arasında bir yolculuğa çıkıyorlar. Atlasın sayfaları canlandıkça, Gazze’nin denizinde tuz kokusunu, Hayfa’nın dağlarında tarihin sesini, Yafa’nın limanında rüzgârın oyununu hissediyorlar. Her şehir, onlara yalnızca Filistin’in değil, özgürlüğün, direncin ve umudun da hikâyesini anlatıyor. Kudüs sayfasında altın kubbe ışıldarken, kuşlarla çocuklar aynı dili konuşuyor sanki. Annenin anlatımıyla şekillenen bu yolculuk, şiirsel bir tonda ilerliyor. “Bir hakkı bilmek yetmez yavrum, onun herkes için geçerli olduğunu fark etmek gerekir,” derken, hikâye öğretici bir metne dönüşmeden, vicdani bir farkındalık yaratıyor. Yazarın dili sade ama derin; çocukların dünyasına uygun olduğu kadar yetişkinin kalbine de dokunuyor. Kitabın sonunda, “Filistinli arkadaşlarımız da bizim kitaplarımızı okusun,” diyen Yağız’ın cümlesi, tüm hikâyenin özeti niteliğinde. Çünkü bu kitap, bir ülkeyi tanımanın ötesinde, başka bir çocuğun hikâyesine kalbini açmayı öğretiyor. Sonraki sayfalarda yer alan P4C (Çocuklarla Felsefe) etkinlikleri ise çocukların düşünme,
Çocuk Kitapları
Filistin AtlasıAyşe Çam · Erdem Çocuk Kitap · 202411 okunma