Ayşe Çam’ın yazdığı, Zeynep Yıldırım’ın resimlediği Filistin Atlası, çocuk okuruna insan olmanın vicdanlı yüzünü, “hak” kavramını öğretmeden hissettiren bir hikâye sunuyor. Okuldan döndüğünde annesine, “Okula gitmek benim hakkımmış anne, biliyor muydun?” diyen küçük Yağız’ın merakı, hikâyenin kalbini oluşturuyor. Felsefe çemberinde öğrendiği “çocuk hakları” kavramı, onda içten bir sorgulama başlatıyor. Annesiyle konuşurken öğrendikleri, onu bilmediği bir dünyanın kapısına götürüyor: Filistin’e.
Yağız’ın kardeşi Kerime’yle birlikte hazırladığı “hediye kutusu”, hikâyenin sembolü. İçine defter, kalem, boya, kitap koyuyorlar; ama asıl değer, o kutuya sığan duygularda gizli. Birlikte annelerinin kitaplığından aldıkları atlası açıyorlar ve sayfalar arasında bir yolculuğa çıkıyorlar. Atlasın sayfaları canlandıkça, Gazze’nin denizinde tuz kokusunu, Hayfa’nın dağlarında tarihin sesini, Yafa’nın limanında rüzgârın oyununu hissediyorlar. Her şehir, onlara yalnızca Filistin’in değil, özgürlüğün, direncin ve umudun da hikâyesini anlatıyor. Kudüs sayfasında altın kubbe ışıldarken, kuşlarla çocuklar aynı dili konuşuyor sanki.
Annenin anlatımıyla şekillenen bu yolculuk, şiirsel bir tonda ilerliyor. “Bir hakkı bilmek yetmez yavrum, onun herkes için geçerli olduğunu fark etmek gerekir,” derken, hikâye öğretici bir metne dönüşmeden, vicdani bir farkındalık yaratıyor. Yazarın dili sade ama derin; çocukların dünyasına uygun olduğu kadar yetişkinin kalbine de dokunuyor.
Kitabın sonunda, “Filistinli arkadaşlarımız da bizim kitaplarımızı okusun,” diyen Yağız’ın cümlesi, tüm hikâyenin özeti niteliğinde. Çünkü bu kitap, bir ülkeyi tanımanın ötesinde, başka bir çocuğun hikâyesine kalbini açmayı öğretiyor. Sonraki sayfalarda yer alan P4C (Çocuklarla Felsefe) etkinlikleri ise çocukların düşünme,