Ruberuvareste

Berlin'deki gelişim süreçlerini geride bırakmış sanatçılar çevresinden çıkıp, bu süreci henüz yaşayanların çevresine ayak atar; yaşamının sonuna dek bir türlü yakasını bırakmayan ve "Ah acemilik sonu gelmedik" dizesinde kendini açığa vuran yaşam duygusuyla kendini söz konusu kişilerden hep biri olarak görür.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bayan Salome; Rilke kendisine kayıtsız şartsız bir �ven besler; gerçi yollan çok geçmeden aynlır birbirinden, · ama sonraki yıllarda da Rilke içine düştüğü bütün ciddi bunalımlarda ona başvurur, ondan akıl rica eder, yardım bekler, tanıştıklan andan başlayarak yaşamının hiç de rahat denemeyecek son günlerine dek hiçbir sözcüğün dile getiremeyeceği ölçüde ona bağlı hisseder kendini.
Tekrar oku
Kendi kendinizi pek fazla dinlemeyin, sevgili Kappus! Size olup bitenlerden vakitsiz sonuçlar çıkarmaya kalkmayın! Kendi haline bırakın işi! Yoksa geçmişinize birtakım suçlamalar açısından (ahlak açısından yani) bakmak gibi bir durµma düşersiniz pek kolaycacık. Şimdi başınıza gelenİerde geçmişinizin rolü bulunduğu kuşkusuz. Çocukluk çağımızın yanılsamalarından, isteklerinden ve özlemlerinden içinizde etkisini sürdüren bir şey varsa, sizin şimdi anımsayıp mahkum ettiğiniz şey değildir bu. Yalnızlık ve çaresizlik içinde yaşanmış bir çocukluğun olağanüstü koşulları öylesine çetin, öylesine karmaşıktır, o kadar çok etkilere açık, beri yandan gerçek yaşamsal ilişkilerinden öylesine soyutlanmıştır ki, bu çocukluktan içeri sızacak çirkin bir davranışı çirkin davranış diye görmek doğru değildir. Genel olarak isimleri kullanırken hayli dikkat etmek gerekir; suçun asıl kendisi olan isimsiz ve kişiye özgü davranış değil, suçun ismidir ki, pek çok kez bir yaşamı yıkıp geçer; oysa suçun kendisi belki bu yaşamın pek belirli bir zorunluğudur ve yaşam tarafından zahmetsizce yüklenilebilir.
Ama yazdıklarınızdan anladığıma göre, bunların geçip gitmesi kolay olmamış sizin için, canınızı sıkm�ş. Ancak, şöyle düşünün bir lütfen: Bu küçümsenmeyecek üzücü olaylar sizin benliğinizin ta ortasından vurup geçmedi mi daha çok? İçinizde bir sürü şey değişime uğramadı mı? Acaba hüzünlü anlar yaşarken siz kendiniz değişmediniz mi? Tehlikeli ve kötü hüzünler varsa, seslerini duymamak için insanlar arasına taşınanlardır bunlar: üstünkörü ve sersemce bir sağaltımdan geçirilen hastalıklar gibi işte biraz geriler, ne var ki kısa bir aradan sonra daha bir korkutucu açığa vururlar kendilerini; toplanıp biraraya gelirler içinizde, yaşam denilen nesneyi oluşturur, yaşanmamış, horlanmış, elden çıkarılmış yaşamı oluştururlar ve bu yaşam insanı ölüme sürükleyebilir. Bilgimizin elverdiğinden daha öteleri görebilseydik, sezgi duvarından biraz ötelere uzanabilseydi bakışlarımız, belki hüzünlerimizi sevinçlerimizden daha bir güvenle karşılayabilir, onlara katlanabilirdik. Çünkü içimize yeni bir şeyin, bilinmedik bir şeyin ayak attığı anlardır bunlar; duygularımız ne yapacağını bilememenin ürkekliğiyle konuş maz olur, içimizdeki her şey gerilere çeker kendini, bir sessizlik baş gösterir ve kimsenin tanıyıp etmediği o "Yeni" bu sessizliğin orta yerine gelip kurulur ve susar.
Kadın
Bu ileri adım günümüzde yanılgılarla dolu sevi yaşantısını değiştirecek (ilkin, aşılıp geride bırakılmış erkeklerin istemi dışında gerçekleşecek bu), temelinden değişime uğratacak onu, yoğurup başka bir biçime sokacak, şimdiye kadarki gibi erkekten kadına değii de, insandan insana bir ilişki durumuna sokacak. Ve alabildiğine kollayıp gözeten, çığırtkanlıktan uzak, bağlanıp çözülmelerde iyi, güzel ve arı biçimde gerçekleşecek bu daha insansıl sevgi, bizim boğuşup didinerek güç bela hazırlanmaya çalıştığımız sevgiye, iki yalnızlığın birbirine arka çıkacağı, birbirini sınırlayıp oluşturacağı, birbirine merhaba diyeceği sevgiye benzeyecek.