Ama yazdıklarınızdan anladığıma
göre, bunların geçip gitmesi kolay olmamış sizin
için, canınızı sıkm�ş. Ancak, şöyle düşünün bir lütfen:
Bu küçümsenmeyecek üzücü olaylar sizin benliğinizin
ta ortasından vurup geçmedi mi daha çok? İçinizde
bir sürü şey değişime uğramadı mı? Acaba hüzünlü
anlar yaşarken siz kendiniz değişmediniz mi?
Tehlikeli ve kötü hüzünler varsa, seslerini duymamak
için insanlar arasına taşınanlardır bunlar: üstünkörü
ve sersemce bir sağaltımdan geçirilen hastalıklar
gibi işte biraz geriler, ne var ki kısa bir aradan
sonra daha bir korkutucu açığa vururlar kendilerini;
toplanıp biraraya gelirler içinizde, yaşam denilen
nesneyi oluşturur, yaşanmamış, horlanmış, elden çıkarılmış
yaşamı oluştururlar ve bu yaşam insanı ölüme
sürükleyebilir. Bilgimizin elverdiğinden daha
öteleri görebilseydik, sezgi duvarından biraz ötelere
uzanabilseydi bakışlarımız, belki hüzünlerimizi sevinçlerimizden
daha bir güvenle karşılayabilir, onlara
katlanabilirdik. Çünkü içimize yeni bir şeyin, bilinmedik
bir şeyin ayak attığı anlardır bunlar; duygularımız
ne yapacağını bilememenin ürkekliğiyle konuş maz olur, içimizdeki her şey gerilere çeker kendini,
bir sessizlik baş gösterir ve kimsenin tanıyıp etmediği
o "Yeni" bu sessizliğin orta yerine gelip kurulur ve
susar.