kendilerini, bütün o düzensizlik, dağınıklık
ve iç karmaşalarıyla kendilerini sağa sola saçıyorlar
... Peki sonra? Beraberliğimiz diye niteledikleri,
olanaklar elverse mutluluğumuz ve geleceğimiz
diye niteleyecekleri yarı kırık dökük nesnelerden
oluşan bir yığında ne yapsın yaşam? Bu durumda
herkes bir başkası için kendini yitirmekte, başkasını
kendisiyle yitirmekte ve henüz ilerde yeryüzüne gelecek
pek çok kişiyi yitirmektedir. Enginlikleri ve
olanakları elden çıkarmakta, sezgilerle yüklü ve çığırtkanlıktan
uzak, bazen yaklaşıp, bazen kaçıp uzaklaşan
nesneleri bırakıp bundan böyle . fıiçbir işe yaramayacak
bir çaresizlikten içeri yuvarlanmaktadır: birazcık
tiksinti, düş kırıklığı, sefalet ve bir sürü geleneksel
davranış biçimlerinden birine sığınmak, o kadar.
Öyle geleneksel davranışlar ki, herkese açık barınaklar
gibi sevgi denen tehlikeli yol üzerine bol sayıda
yerleştirilmiş bulunuyor. İnsan yaşamının hiçbir
köşesi, geleneksel davranışlarla böylesine donatılmış
değildir; kayıklar, havayla şişirilen lastik botlar,
alabildiğine değişik buluşların ürünü olan cankurtaran
simitleri; toplumun sevi anlayışı, kaçıp içine sığınılacak
çeşit çeşit barınaklar yapmanın üstesinden
gelmiştir; çünkü sevi yaşamına bir haz kaynağı gibi
bakmaya eğilim gösterdiğinden bu yaşamın düzenlenmesinde
kolaya kaçmış, herkese açık tüm eğlenceler
gibi ucuzluklar, tehlikesizlikler ve güvenliklerle donatmıştır
onu.
Bir kez sevgi bir başkasında
erimek, bir başkasına sunmak kendini, bir başkasıyla
birleşmek değildir (çünkü henüz anlaşıp durulaşmalardan
uzak, henüz gelişimini tamamlamamış, henüz
dirlik düzenden yoksun bir kimsenin bir başkasıyla
birleşm.esi ne önem taşır) ; kişi için olgunlaşmanın,
kendi i\inde bir şey olmanın, dünya olmanın, bir
başkası uğruna kendisi için bir dünya olmanın yolunda
yüce bir fırsattır sevgi, kişiye yöneltilen alçakgönüllü
diye nitelenemeyecek geniş kapsamlı bir istektir,
bir kimseyi başkalari arasından seçip ötelere çağıran
bir güçtür. Gençlerin kendilerine sunulan sevgiyi
yalnız bu anlamda, kendilerini kendi üzerlerinde
çalışmaya ("gece gündüz içten gelen seslere kulak
kabartmak ve çekiç sallamak") çağıran bir ödev gibi
görmeleri gerekir. Bir başkasında erimeler, bir başkasına
sunmalar kendini ve her türlü biraraya gelmeler,
henüz uzun, ama çok uzun bir süre tutumlu davranmak,
toplayıp biriktirmek zorundaki gençlere gö,re
değildir, en sonda kişiyi bekleyen eylemlerdir bun-
lar, belki insan ömrünün ele geçirmeye henüz pek
yetmediği nesnelerdir.
Sevmek de iyidir, çünkü zordur sevmek. İnsanın
insanı sevmesi: Bize verilmiş ödevlerin hepsinden zoru
budur belki, tüm sınırların ötesinde bir ödevdir,
en son sınama ve deneme, diğer bütün uğraşların
kendisi için bir hazırlık sayılabileceği bir uğraştır.
İçinizde bir şeyin bulunup yalnızlığınızdan kendini
dışarı atmak istemesi, yalnızlığınız konusunda sizi
yanılgıya düşürmesin. Sakin ve serinkanlı davranıp
onu bir araç gibi kullanabilir yeter ki, özellikle
böyle bir istek yalnızlığınızı geniş bir alana açıp yaymanızı
sağlayacaktır. İnsanlar geçmişten aktarılagelmiş
geleneksel davranış biçimlerinin yardımıyla her
şeyi kolayından, kolayın dlil en kolayını göz önünde
tutarak çözümlemişlerdir.·
İnsanlar karşısındaki yerimi
açıklığa kavuşturacağım diye fazla zaman yitirmeyin
ve pek fazla cesaret harcamalarına girişmeyin. Hem
insanlar karşısında bir yeriniz olduğunu kim söyledi?