O bir harpti; tek hayatı ve bilinci, telleriydi; müzik ise arasındaki aktığı o telleri hatıralar ve hayallerle titreştiren bir seldi. Sadece hissetmet değildi bu. Bu biçime, renge ve ışınıma bürünmüş olan duyguları, hayal gücünün hayale cüret ettiği her şeyi yüce ve sihirli bir yoldan somutlaştırıyordu. Geçmiş, bugün ve gelecek birbirine girmişti ve genç, bu engin , ılık dünyada bir o yana bir bu yana salınarak, kız uğruna maceralara ve asil işlere girişiyor... Hayır, kızla beraber, onu kazanmış olarak, kolu ona sarılmış vaziyette, zihninin hakimiyet bölgesi içindeki her yere onu da taşıyarak yapıyordu her şeyi...
Ruhumun çok fazla parçasını saçtım bu sokaklara ve çokça kalabalıktır özlemimin şu tepelerde çırılçıplak gezinen çocukları; onlardan vazgeçmem sorumluluk hissetmeden ve için sızlamadan. Bugün çıkarıp attığım sırtımdan, bir giysi değil, kendi ellerimle parçaladığım ten. Ardımda bıraktığım, bir düşünce de değil, açlık ve susuzluğun tatlandırdığı bir yürek.
İkiledim, Tophane denilen, liman bitirimleri, fetbazlar, üçkağıtçılar, cazgır karılar, sert delikanlılar semtinin bağrına daldım. Setüstü kahveden başlar döndü. Hafif bir rüzgar esti. Semtin erken uyarı sistemleri çalışıyordu. Umrumda değildi. Hani sözgelimi, kör testere ile kesseler sırıtırdım. Ben zaten orada değildim. Ne yerde, ne gökteydim. Avaramu...