İkincisi: Şefkat ve merhamettir. Şöyle ki; kişinin bulaş- tığı dertten dolayı üzülür. Bu bakımdan der ki: 'Filan adam fakirdir. Onun derdi beni üzdü. Onun başına gelen belalar beni oldukça sarstı. Üzülme davasında doğru olabilir; fakat üzülmek, adamın ismini zikretmesine sebep olmuştur. Böylece adamın ismini zikrederek gıybet etmiştir. Bu ba- kımdan üzülmesi, merhamet ve şefkat göstermesi hayırdır. Hayrete düşmesi de böyledir. Şeytan onu bilmediği bir noktada şerre düşürmüştür. Kişinin ismini zikretmeden de üzülmek ve şefkat göstermek mümkündür, fakat şeytan onu kendisinin üzüntü ve şefkatten dolayı elde ettiği sevabı iptal etmek için felaketzedenin ismini zikretmeye kışkırtır.
Evet bahar mevsiminde, zemînin yüzünde gayet kerîmâne, basìrâne, hakîmâne bir faʻâliyet ve bir harika san'at müşâhede ediyoruz. Ve bu hâl ve vaz'ıyet ise, bir anda her yerde ve bütün fertlerde tek bir tarz ile görünen cûd-u mutlak içinde mümtaz bir itkàn; ve sür'at-ı mutlaka içindeki mükemmel bir intizàm ile, muntazam hàrikaların ibrâzını; ve vüs'at-ı mutlaka içinde bir suhûlet-i mutlakada hàrika bir san'at görmekteyiz. İşte bu faʻâliyet-i hàrika ise, ancak öyle birisinin hàtemi olabilir ki; hîç bir mekânda olmadığı halde, kudret ve 'ilmiyle her bir mekânda hàzır ve nâzır olan ve hiç bir şey ona ağır gelmeyen ve hîç bir şeyden isti'àneye ihtiyacı olmayan bir zâttır. (C.C.)