Bu dünyadan kurtulmanın tek yolu " ayna gibi bir kalbe sahip olmaktır."
Gerçekten insan, dış dünyanın (makro kozmos) gerçeklerini yansıtmaya kabiliyetli bir mikro kozmostur.
... " O benim zekâ ve kabiliyetlerime kalbimden daha çok kıymet veriyor. Hâlbuki bu kalp benim övündüğüm tek şeydir ve o tek başına bütün kuvvetimin, bütün mutluluğumun, bütün felâketimin, kısacası her şeyimin, kaynağıdır.
Ah! Benim bildiklerimi herkes bilebilir, fakat kalbim yalnız bana aittir.
Bir kadının hayatı boyunca unutamadığı, aklından bile çıkaramadığı o 24 saatin anlamı ne olabilir ? Dehşet verici bir olay, tüm hayatına mal olabilecek bir değişim yada daha kötüsü ne olabilir ? 24 saate ithaf ettiği o duygusal çöküntü, zannettiğimiz gibi olağanüstü bir şey değil elbet . Farklı kılan şey sadece o kadar fazla duygu değişimini ardınsıra yaşıyor olması. Hayranlık, fedakarlık, pişmanlık , utanç, hayal kırıklıkları, kaçış... Böylesine kavramları uzatacağim bir çok duygu değişimi. Yani insani duygular kadının hayatında kendini göstermiş Bu karakterde ise çok iyi gibi görünen ama aslında çok bitevi bir son karsılamış onu. Hayatın bir donemi kimine göre bir anı, kimine göre bir ders, kimine göre bir tecrübe olarak kalır. Bu kadın hayattan aldığı dersi unutamayanlardan.
İkinci hikaye ise silik bedenlerin içindeki kasırganın vuku bulmuş haliydi. Yaşlı bir adamın yıllarca emek verdiği ailesinin gözünde hiçbir değer ifade etmeyen bir varlık oluşunu hissettirdi. Tüm hayatımız uğruna feda edebileceğimiz dünyevi şeylere mi bağlıydı bu ailemiz olsa bile. Bana bunu sorgulattı. Çünkü çektiğimiz acı da hissettiğimiz mutluluklar da sadece bizimle ilgiliydi . Bu yalnızlığın elle tutulur halidir ve bu yaşlı adamın yaşadığı tam da kendine bile itiraf edemeyen silik insanların çığlığıdır.
Kısacası, Zweig; yine insana ait olan tüm içsel dürtüleri eylemleri ve hayat boyu bocalayışın harika betimleyişini bizlere sumuş.