Yazmak istiyorum, uzun uzun, sayfalarca…
Meseleyi sadece şiddete özendiren dizilere, oyunlara yönlendirmek bana kaçış yöntemi gibi geliyor. Bunların karşısında denetimsiz ve ihtiyatsız kalmış ebeveynlerin sorumluluğu da irdelenmeli. Çocuğunun öfkesi, gözyaşları karşısında dirençsiz kalmış ve çocuğunun ağlayışını hiçbir zaman kabullenememiş ebeveyn tutumlarını… Çocuğun ağlaması gerektiğinde ona müsaade etmeyerek “Yeter ki ağlamasın!” yönelimlerini…
Anne ve babaların endişelerini, beklentilerini ve değerlendirmelerini her fırsatta dinlerim. Akademik olarak hepsinin saygı duyduğum ve destek olmaya çalıştığım hayâlleri var çocuklarıyla ilgili. Benim konuşmalarım ise; vicdanlı çocuk yetiştirmek, kural ve sınır öğretmek, kontrollü ekran kullanımını benimsetmek üzerine olur genelde. İkna ederim ya da edemem, bilmiyorum. Ama ikna etme konusunda pes etmemem gerektiğini yas tutarak anlamaya devam ediyorum, çok üzgünüm...
Yerde gördüğü ekmeği kaldıran, karınca yolunu ezmeden geçen, toprağında filizlenmiş bir çileği sulayan vicdanlı çocukların hasletleri matematik, Türkçe ve fen bilimleri başarıları kadar kıymet görmüyor. Bu çocuklar akademik beklentiler karşısında eziliyor. Bıraksak çiftçi olması gereken çiftçi olsa, itfaiye memuru olması gereken itfaiye memuru, berber olması gereken berber…Her çocuğu doktor, hakim, mühendis yapacak akademik başarı beklentisi insanca yaşamayı, vicdanlı bir birey yetiştirmeyi unutturdu. Kimse, öğretmen ifade etmedikçe yavrusunun vicdanını, ahlâkını sorgulamıyor.
Ders çalışması için, daha çok soru çözmesi için, daha fazla tekrar yapması için destek talep eden ebeveynlere seve seve yardım etmek isterken daha çok iyilik yapma, daha çok mutlu etme, daha yardımsever olma konusunda da ödevlendirme yapmamızın talep edilmesini istiyorum bazen..
Yemek