Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Babasının yanında çalışır, odun keser, kereste istifler, yorulur, akşam yemeğinden hemen sonra uyuyakalırdı. "Oysa eliyle koluyla çalışan ahmak bir adam olmak istemiyordum! Okumak ve zengin olmak istiyordum."
Gerçekten de, asla hiçbir şey onu ilgilendirmemişti; ne işi, ne dostları, ne kafeler, ne müzik, ne kadınlar ne de gezintiler... Şehrinden dışarı hiç adım atmamıştı, yalnızca bir gün bir aile işi için Cezayir'e gitmek zorunda kalmıştı; bu macerayı daha ileri götüremeyeceğini anlayınca Oran'a en yakın garda durmuştu. İlk trenle evine dönmüştü.
Onun bu dört duvar arasında sürdürdüğü yaşama şaşırmış gibi duran Tarrou'ya yaşlı adam, dine göre, bir insanın yaşamının ilk yarısının bir yükseliş, ikinci yarısınının da bir iniş olduğunu, iniş döneminde günlerin artık insanın kendisine ait olmadığını, herhangi bir anda elinden alınabileceğini, bu yüzden günlerle pek bir işi kalmadığını ve belki de en iyisinin hiçbir şey yapmamak olduğunu biraz olsun anlatmıştı.
Bir Buendia'nın yüreğinde onun anlayamayacağı, çözemeyeceği hiçbir şey olamazdı. Çünkü iskambiller ve deneylerle dolu bir yüzyıl, bu ailenin tarihinin tekerrürden ibaret olduğunu, kaçınılmaz yinelemelerle, ekseni yıpranıncaya kadar sonsuza doğru dönen bir çark olduğunu öğretmişti ona.
Birden Nusret'in gövdesi öne doğru büküldü. Sonra geriye yaylanıp, başı yastığa vurdu. Yeniden öne bükülürken şiddetle öksürmeye başladı. Gırtlağından ve ciğerlerinden çıkan hırıltı korkunçtu. Cevdet Bey hiçbir şey yapamadan, korkuyla ve utançla ağabeyinin kıvranışına bakıyordu. Sonra, aklına bir şeyler yapmak geldi. Mari koşup Nusret'in yanına oturmuş, omuzlarından tutuyordu. Cevdet Bey pencereyi açmaya karar verdi. Bu sırada ağabeyi rahatladı. Cevdet Bey pencereyi zorlarken Nusret seslendi, "Hayır, açma! Dışarının pisliği içeri girmesin istiyorum. Dışarısının pis, sefil, bayağı havası, şu iğrenç, despot karanlık içeri sızmasın. Biz burada iyiyiz..." Kendinden geçer gibi olmuş söyleniyordu."Pencereyi kimse açmasın! Burası, benim memleketim, orada, Fransa'da olduğu gibi karanlıktan kurtuluncaya, Abdülhamit yıkılıncaya, her şey aydınlık, temiz, namuslu, iyi oluncaya kadar kimse pencereyi açmasın..." Birden gene öksürük buhranına yakalanarak titremeye başladı.